Fonda hep ferah feza peşrevi.

12 Şubat 1969 tarihinde aramızdan ayrılıp gittiğinde sade elli sekiz yaşındaydı. Yani yapacak daha çok şeyi vardı Vahe Ozinyan’ın. Biz onu Vahi Öz olarak tanımış, çok sevmiştik.

Türk gösteri sanatlarına (sinema, tiyatro) tam kırk üç yıl hizmet vermişti. Hep güldürdü bizleri, kahkahalara boğdu. Hacı Bey oldu, bazen bir Osmanlı paşası, mahalle bakkalı, çoğunlukla gözü çöplükte kalmış kart horoz (şimdiki tanımıyla azgın teke sendromundan muzdarip) olarak gönüllere yerleşti. Gerdan kırdı, “Ama Bediaaaaa ” diye Mualla Sürer’e seslendi tüm sevimliliğiyle.

Kocaman göbeği, kat kat gıdığı, dolgun yanakları, kalın ensesi, yuvarlak gözleriyle Horoz Nuri’ydi o. Vahi Öz’dü. Dahası, kolejli Filiz’in taşra kökenli babası, Türkan ve Ajda’nın kayınpederi,  Öztürk ve Efkan’ın beybabalarıydı. (“Sana eferim oğlum Ehmet , sana da pıravo”)

Ayşeciğin aşçı dedesi, Mualla Sürer’in uzatmalı sevgilisi, Turist Ömer’in en bi kankisiydi. Cilveli, işveli bakardı cins-i latiflere. Piliçleri kovalamaktan mutluluk duyardı. E, serde ‘Horoz Nuri’lik vardı. Çapkındı.  Hovardaydı.  Ve tam yirmi dört ayardaydı. Güldü mü güller açardı hemen yüzünde, biz de onunla gülerdik.

İrili ufaklı rollerin büyük oyuncusuydu Vahi Öz.

İlk filmini 1946’da çekmişti. “Bir Dağ Masalı”.

Hatırlıyorum, “Yankesici Kız” da köstekli saatini yankesici Hacer Yamalı’ya(Filiz Akın) kaptırmıştı. Çapkınlığa özenmiş ancak tüfeğini duvara dayayıp talime çıktığından mı bilinmez, baba yadigarı altın köstekli saatinden oluvermişti, işte. Şikayetçiydi. Karakola koştu hemen. Kandırıldığına mı yansın, yoksa aile yadigarı kösteklisinden olduğuna mı? Neyse ki karakolda kendine uzatılan albümde şıp diye tanıyıvermiş, “İşte bu kızdı komiserim”, diye Hacer Yamalı’nın resmini işaret etmişti. Ama köstekli saat uçup gitmişti bir kez. Artık ne kadar ağlasa, dövünse de faydasızdı..

“Paydos”, “Çalıkuşu”, “Katibim”, “Babasına Bak Oğlunu Al” ve ne çok film…

Senelerce köhne salonlarda tiyatro yaptı, turnelere çıktı. En son “Bekar Bitti ” adlı oyunda hasta hasta sahne aldı. Sağlığı hiç iyi değildi. Prostat kanseri teşhisi konulmuştu. Sadri Alışık, Filiz Akınlı “Efkarlı Sosyete” filmini zorlukla tamamlayabildi. Giderek zayıflamaya başlamış, yüzü çökmüştü. Halsizdi. Yorgundu.  Şiddetli ağrıları vardı, uyuyamıyordu.

Dedim ya, irili ufaklı rollerin büyük oyuncusuydu Vahi Öz. Elle tutulur kahramanlara hayat biçti perdede. Kendi kuşağı arasında inanılmaz bir oyunculuk açınımına sahipti. Popülaritesiyle geniş kitlelere ulaşmış, tıpkı Belgin Doruk- Göksel Arsoy, Hülya Koçyiğit- Ediz Hun, Filiz Akın – Kartal Tibet gibi Mualla Sürer ile Yeşilçam sinemasında efsanevi bir ikili oluşturmuştu. Herkes onları evli sanırdı. Perdede izlediklerimizi gerçek saydığımız, kolayca inandığımız yıllardı. Vahi Öz o çapkın gülümseyişle “Bediaa”, dediğinde salon kahkahalara boğulurdu bir anda.

“Bediaaaa…ama Bediaaaa..”

Mualla Sürer gözlerini süzerek : “Ama Rükneddin Beyciğim..” derdi, utangaç bir edayla.

Pas yürüyor anılara. Fotoğraflar nemden ıslanmış. Her şeyi bir hüzün sarmış, sis gibi. Hayatın, yılların içinde zaten kimler unutulmadı ki?

“Kumsalda ayak izleri. Çizdiğimiz çizgiler, yazdığımız yazılar, adlar. Çok geçmeden, deniz, kumsaldaki ayak izleri üstüne yürür. Onları siler. Gece silinmemiş olması şaşırtıcı. “Adalet Ağaoğlu’nun “Yazsonu” romanından aklımda kalan satırlar..

Vahi Öz el sallıyor. Mualla Sürer kızmış gibi bakıyor ona. Ve sıcak bir ağustos günü Peri Han tam yetmiş beş yaşında hayat veda ediyor. Unutulmuş, köşesine terk edilmiş, bir dönemin ünlü oyuncularından Peri Han. ”Ölmüş Bir Kadının Mektupları”, ”Yıkılan Yuva” filmlerinde unutulmaz kompozisyonlar çizen Peri Han. Senelerdir haber alınmayan, yok saydığımız, vefasızlık ettiğimiz Peri Han. Onca filme hayat vermiş Peri Han.. Gazetelerde küçücük bir haber. O kadar.

Sırları yer yer dökülmüş bir aynada buğulanıyor görüntüsü. Zaman geçiyor, her şey hatıralardan siliniyor usulca. Vahi Öz ve Mualla Sürer ile aynı sette, aynı kamera karşısında kaç film çektim, bilemem. Onlarla yaşıyorum hala. Tamamla devam arasındayım.

“Kumsalda ayak izleri. Çizdiğimiz çizgiler, yazdığımız yazılar,  adlar. Çok geçmeden, deniz, kumsaldaki ayak izleri üstüne yürür..”