“Asıl mücadele alanı popüler kültürün ta kendisidir,”der, Pakistanlı bir baba ile İngiliz bir annenin oğlu olan Hanif Kureishi. 1954 Londra doğumludur. Kapana kısılmışlığa ve evcilleşmeye duyduğu nefret, bir göçmen olarak yaşadığı kimlik karmaşası, cemaat- toplum ve birey ilişkisindeki baskıcı yapı, İngiliz politikasının ikiyüzlülüğü, kültür farklılığının yarattığı sorunlarla bunalan çağdaş bireyin açmazı, uyuşturucu, seks, şiddet, müzik, inançsızlık, tutku, din gibi konuların hüküm sürdüğü sorunlu bir dünyada var olmaya çalışan marjinal bir insanın yaşadıklarıdır konu edindikleri. Üslubundaki en belirgin özellik kısa ve etkili cümlelerle yumruk atmasıdır farkındalığımıza. Çağdaş kalıplara oturttuğu anlatılarında sevgisiz, yitik ve boşlukta kalmış pop çağının bahtsız insanlarını anlatır. Melankolik, duyarlı yapılarına karşın acımasızlığa hazırlıklı olan, yeni ve daha iyi bir yaşama başlayabilmek uğruna eski yaşamlarına gözlerini kırpmadan veda edebilen insanların giderek duygusallıktan uzaklaşan, bireysel yalnızlığa gömülen, iletişimsizliğin kurbanı olan yaşamlarını keskin gözlem gücüyle yansıtır metinlerine. Modern ruh hallerinin bilinçli bir tanığıdır. Bazı öykülerinde, genç âşıklar, evlilikler, ikinci evlilikler, terk edilen sevgililer, yeni ama sonuçsuzluğa mahkûm ilişkiler, çürüyen değer yargıları, iletişimsizlik, içsel bir zorunluluk özgür olma gereksinimi arasında gidip gelen insanlar gezinir. Modern şehirlerde yaşayan çiftlerin birbirleriyle ve çocuklarıyla olan ilişkilerini, çarpıcı üslubuyla örneklendirir. Bazı eserlerinde erkek neslinin, doksanlı yıllardaki sosyal ve duygusal bir haritasını gözler önüne sererken kişinin kapana kısılmışlığa ve evcilleşmeye duyduğu nefreti, tüm çıplaklığıyla anlatır; gerçeği tam hedeften vuran, kısa ve etkili cümlelerle. Kureishi hikâyelerini anlatırken metafor kullanmaya gereksinim duymaz, belki de hayatın yeterince metaforik olduğuna inanır. İki farklı ırk ve kültürün melezi olmanın getirdiği sıkıntılar, eserlerinin çoğuna yansıyan kültür çatışmasını ilk elden gözlemlemesini sağlar. Daha genç yaşta yazar olmaya karar verir ve henüz ergenlik çağındayken, yayımlanabilir gözüyle bakılan romanlar yazmaya başlar. Londra Üniversitesi’nde felsefe eğitimi alır ve geçimini sağlamak için Antonia French takma adıyla pornografik metinler yazmaya başlar. 1976’da İlk oyunu ‘Soaking the Heat’, Royal Court Tiyatrosu’nda sahnelenir. 1980’de Riverside Stüdyoları’nda sahnelenen ‘The Mother Country, Thames’ Televizyon Oyunu Ödülü’nü kazanır. 1981’de Royal Court Tiyatrosu için yazdığı ve Londra’da yaşayan göçmenleri konu alan oyunu ‘Borderline’ büyük ilgi görür. Soho Poly’de sahnelenen ‘Outskirts’ oyunuyla George Devine Ödülü’nü alır. 1982’de Royal Court Tiyatrosu’nun kadrolu yazarı olur. Oradaki ilk işi ise yer göstericiliktir. 1985’de genç bir Pakistanlı göçmenin, eşcinsel ve beyaz derili sevgilisiyle birlikte bir çamaşırhane açmasını konu alan ‘Benim Güzel Çamaşırhanem’ filmi gösterime girer. Kureishi’nin ilk sinema senaryosu olan ‘Benim Güzel Çamaşırhanem’ (Yöneten Stephan Frears), BAFTA En İyi Senaryo Ödülü’nü kazanır. New York Film Eleştirmenleri En İyi Senaryo Ödülü’nü de alan film, yine En İyi Senaryo dalında Oscar’a aday gösterilir. 1988’de senaryosunu yazdığı Sammy and Rosie Get Laid filmi gösterime girer. Irk çatışmalarının meydana geldiği bir dönemde Londra’da yaşayan, ayrı ırklardan bir çiftin yaşamını ele alan senaryo, bir önceki filminden daha az ilgi görür. 1990’da Varoşların Budası yayımlanır ve bu roman En İyi İlk Roman dalında Whitbread Ödülü’nü alır. Roman, Londra’da büyümüş yarı Hintli yarı İngiliz biseksüel bir adamın yaşamını konu edinir. 1991’de yazıp yönettiği ‘London Kills Me’ gösterime girer. Bu filmde, uyuşturucu ve mafya dünyasını merkeze alarak sokak yaşamına duyduğu ilgiyi bir kez daha yansıtır. Ayrıca, evsizlere göndermede bulunarak, sürekli kullandığı temalardan birine de dönmüş olur. Bir göçmen olarak Kureishi, ait olunabilecek bir yer bulmanın güçlüğünü anlatarak, ev kavramı üzerine çokça yazar. 1993’de Varoşların Budası’ndan uyarlanan dört bölümlük bir dizi BBC televizyonuna çekilir. 1995’de ikinci romanı Kara Plak yayımlanır. Roman, beyaz sevgilisi ile Müslüman arkadaşları arasında bir tercih yapmak zorunda kalan Pakistan kökenli genç bir adamın acıklı, yalnız ve allak bullak dünyasını konu edinir. 1997’de kısa öykülerden oluşan kitabı Love in a Blue Time yayımlanır. 1998’de ‘My Son the Fanatic’ filmi gösterime girer. Bu filmin senaryosunu, aynı adlı öyküsünden Kureishi kendisi uyarlar. Üçüncü romanı Intimacy yayımlanır. 1999’da ‘Sleep with Me’, Royal Ulusal Tiyatrosu’nda sahnelenir. İkinci öykü kitabı Gün Boyu Gece Yarısı, kasım ayında çıkar. 2002’de Üçüncü öykü kitabı Vücut yayımlanır.

“Belki de bir cinnet fantezimiz vardır: Günün birinde herkesin bir şekilde hemfikir olacağını; ihtilafların, uyumsuzların ve çekişmelerin ortadan kaybolacağını düşünürüz. Ama anlıyorum ki çocuk sahibi olmanın erdemlerinden biri de insanın kendi çocukları tarafından sevilmemeye aldırmayışı. Bazen çocuklarımdan nefret diyorum; onlar da benden nefret ediyor olmalıdır. Birinden sırf nefret ediyorsunuz diye onu sevmeyi kesmezsiniz.”(Yakınlık)

Çağdaş dünya edebiyatının kadın-erkek ilişkilerini en iyi anlatan yazarlarından kabul edilen Kureishi ülkemizde hak ettiği ilgiyi ne yazık ki görememiştir.

 

Türkçede Hanif Kureishi:

Son Söz, Everest Yayınları, 2016

Yakınlık, Everest Yayınları, 2006

Vücut, Everest Yayınları, 2005

Gün Boyu Gece Yarısı, Can Yayınları, 2002

Varoşların Budası, Can Yayınları, 2001

Kara Plak, Can Yayınları, 1999