Okunuşundan dolayı birçok kez Yunanistan’ın Atina kentindeki Parthenon ile karıştırılsa da Pantheon aslında tüm mimari yapılardan bir özelliğiyle ayrılır : İlk anıtsal büyüklükteki kubbeye sahip olması. Önce etimolojik kökeninden bahsederek işlevine değinelim. Yapının adı yunanca “Pantheos” tan türemiştir. “Pan” sözcüğü ‘tüm’ , “theos” sözcüğü ise ‘tanrı’ kelimelerine karşılık gelmektedir. Yani aslında yapı işlevine karşılık gelen bir isim olan “Tüm Tanrıların Tapınağı” adını almıştır. Fakat 7. yüzyılda yapının Katolik kilisesine dönüştürülmesinin ardından Santa Maria Rotonda Kilisesi(Latince: Santa Maria ad Martyres) olarak da anıldığını söyleyebiliriz. Bu yapı, özgün döneminde tüm tanrılara adanmış bir tapınaktır aslında. Roma’nın çizgileri tanımlanmış mekân geleneğinin en güzel örneği olan Pantheon İ.S. 118-128 arasında Hadrian tarafından yaptırılmıştır. Yazımızın başlığına “Bir Sır Kubbesi” adını vermemizin sebebi yapının tam olarak kim tarafından tasarlandığının bilinmemesidir aslında. Fakat mesleği mühendislik olan imparator Hadrianus’un bizzat kendisinin tasarladığı söylentilerden biridir. Hadrianus da imparatorluğun diğer yöneticileri gibi Yunan uygarlığına hayran bir imparatordur ve bu yapının tasarımcısının Hadrianus olduğu varsayımını kabul ederek bunun izlerini yazının devamında daha da irdeleyeceğiz.

bir-sir-1

bir-sir-2

bir-sir-3

Pantheon yapısından kabaca bahsedecek olursak yapı aslında dairesel formlu bir yapıdır. Döneminde inşa edilen kubbe, ilk anıtsal büyüklükteki kubbedir. Bu kubbenin yapımı aslında farklı bir sanat anlayışı içermektedir. Öyle ki Romalılar dünyayı gök kubbe ile örtülü bir disk olarak kabul ederler ve bunun getirisi olarak da Hadrian tarafından yaptırılan bu yapı dünya ve tanrıların evrenini sembolize etmiştir. Fakat az önce de bahsettiğimiz “Yunan uygarlığına hayran olma” zihniyetinden yola çıkarak tapınağın girişine Yunan tapınakları benzeri bir cephe eklenmiştir. Yüksek ve simetrik sütunların etkisinde kalmamak elbette mümkün değildir. Bu yapı,beton kullanımının zirvesi olarak kabul edilir.

bir-sir-4

Bir de Roma mimarlığında kıymetli iç mekân anlayışı vardır ki neredeyse dönemin tüm sanat kollarına yön vermiştir. Roma İmparatorluğu’nun hangi toprağında olursa olsun, her zaman bir yapının içinin görsel açıdan zengin olması temel anlayış olmuştur. İçeriyi zenginleştirirken, bunu yapmanın teknolojisi de yapının tasarımcıları tarafından çözülmüştür aslında. Çünkü böylesine büyük bir yapı yapabilmek bazı mimari teknolojiler gerektirmiştir.

Bir yapı tasarlanırken, bazı taşıyıcı sorunlarla karşılaşılabilmesi olağandır. Örneğin, bir yapı büyük yapılmak istendiğinde duvarlar daha yüksek tasarlanır. Duvarlar yükseldikçe, yük arttığı için duvarların kalın yapılması gerekir. Bu kalınlık aynı zamanda yapının üst örtüsünü taşımak için de gereklidir. Bu strüktürel sorundan ötürü yapının duvar kalınlıkları bazı yerlerde yedi metreyi bulurken, bazı yerlerde kullanılan tonoz ve kemerlerle bu kalınlık azaltılmıştır. Kubbede de ilk kez burada karşılaştığımız bir yenilik vardır, kubbenin tabanından yukarı çıkıldıkça da kubbenin kalınlığı azalmaktadır. Yapının içinden yukarıya baktığınızda gördüğünüz iç içe geçmiş kare oyuklara “kaset” adı verilir ve bunlar aslında kubbenin ağırlığını yapının temeline aktarmakta bir araç olarak kullanılır.

bir-sir-5

İç dizaynına bakıldığında ise yapının içi Yunan süsleriyle süslenmiştir ve çokça mermer kullanılmıştır. Bu mermerlerin yanı sıra duvarlar aynı zamanda granit ve porfirlerle kaplıdır.Başlangıçtaki pagan heykeller, yapı Papa IV. Bonifatiun tarafından 608 yılında kiliseye çevrildikten sonra kaldırılmıştır. Yapının kubbesinin en zirve noktasında bir açıklık bulunur, “Oculus” olarak anılan bu açıklık aslında pek çok şekilde yorumlanabilir. Fakat bunlardan en doğrusu muhtemelen yapının ışık ve hava ihtiyacının giderilmesinin yanında estetik olarak da bir anıtsallık kazandırmasıdır. Güneşin tam tepede olduğu anda içeri süzülen güneş ışıkları yapının daha da etkileyici ve kutsal görünmesini sağlamıştır. Oculus’un yağmurları yapının içine almadığı söylentisi vardır ama tahmin edersiniz ki bunun doğru olmasının pek de imkânı yoktur. Aynı zamanda yapıya 7. yüzyılda Rönesans’ın önemli mimarlarından Bernini tarafından iki tane çan kulesi eklenmiştir fakat halk tarafından pek kabul görmeyen bu kuleler “Eşek kulakları” olarak adlandırılmalarından sonra 1800’lerde yıkılmıştır.

bir-sir-6

bir-sir-7

Yapının yağmalanma hikâyeleri epey fazladır. İtalya’nın ileri gelen ailesi olan Barberini ailesinden gelen Papa VIII. Urbanus döneminde yapının yağmalanması yapıya büyük zararlar vermiştir. Yapı öylesine korunmasız bırakılmıştır ki halk bile “Quod non fecerunt barberi, fecerunt Barberini” (Barbarların yapmadığını Barberiniler yaptı.) deyimini sıkça kullanmışlardır.

Ayrıca yapıda kraliyet mezarları da bulunuyor. Bunlardan birisi  II. Vittorio Emanuele yani İtalya Krallığı’nın ilk kralına aittir ve 1878’de tapınağa defnedilmiştir. II. Vittorio Emanuele’in oğlu I. Umberto ise bir suikast sonucu hayatını kaybetmesinin ardından Pantheon’a gömülmüştür.

Aynı zamanda ünlü “Atina Okulu” resminin yaratıcısı ve mimar olan Raffaello Sanzio’nun 37 yaşına bastığı gün ölmesinin üzerine bedeni bu tapınakta yer alan bir nişin içindeki heykelin altında, lahit içine yerleştirilmiştir. Lahitte “Hayatta iken, tabiat, o beni geride bırakacak diye korkardı ; öldükten sonra da ben onunla öleceğim diye korktu.” yazmaktadır.

bir-sir-8

bir-sir-9

bir-sir-10

Tapınağın hemen önünde yer alan “Fontana Del Pantheon” adındaki çeşmenin üzerinde II. Ramses’in obeliski(dikilitaşı) bulunmaktadır.

Sözün özü , Pantheon Roma İmparatorluğu’nun sanat anlayışını gösteren en önemli yapılardan biridir. Çünkü Roma İmparatorluğu sanat anlayışına göre mekânın insan beyninde bıraktığı etkiler mekânı değerli kılmaktadır.

bir-sir-11