İstanbul’a dair yazıları, Boğaziçi mehtapları, ada günleri, Çamlıca tasvirleri ile sevdiğimiz Abdülhak Şinasi Hisar’ın müzelere ayrı bir ilgisi vardı. “Türk Müzeciliği” ismini taşıyan, konuyla alakalı yazılarının toplandığı bir kitap 2010 yılında Yapı Kredi Yayınlarından çıkmıştı. Bir müzeci olarak Abdülhak Şinasi’yi tanımaya ne dersiniz?

Cumhuriyet’in kuruluşunun onuncu yılında Türkiye’de müzeler dikkat çekmeye başlar. Bu sıralarda pek çok yeni müze kurulması gündemdedir ve Hisar da muhtelif gazete ve dergilerde dönemin kültür, sanat ve müzelerine ilişkin görüşlerini sıklıkla kaleme alır. O dönemde Dışişleri Bakanlığı Müşaviri ve Balkan Birliği Genel Sekreteri olan Abdülhak Şinasi Hisar, kurulması planlanan İnkılap Müzesi komisyonunda da yer alır. Kendisinin anlattığına göre babası Mahmut Celalettin Bey, ilk müzecimiz Osman Hamdi Bey’in yakın arkadaşıydı ve Beyrut Maarif Müdürü olarak bölgedeki kazılara katılıyordu ve bilhassa Sayda kazılarını büyük ilgiyle takip ediyordu. Hisar, babasından şöyle bahsediyor:

“Babam müzenin terakkisini, bizde medeniyetin terakkisiyle rabıtalı addeder ve çok alakadar olduğu müze ve hafriyat işleri için hikayeler söylemeyi severdi.”

(Yazarın babasının da takip ettiği Sayda kazılarında Osman Hamdi Bey)

Müzelerle ilgili yazılarına baktığımızda Hisar’ın özellikle Türk müzeciliğinin tarihi ile ilgilendiğini, müzelere kıymet veren şahsiyetleri anlatmayı sevdiğini ve yeni kurulacak müzeler için önerilerde bulunduğunu görürüz. Osmanlı Devleti’nin son döneminde müzelerin kurulmaya başlandığı yıllara atıfta bulunurken “Bizde asar-ı atikaya rağbetle kıymet vererek bunları muhafaza etmek fikri, tanıdığımız bazı ihtiyarlardan daha yaşlı görünüyor. Bu, ancak, takriben yüz, yüz on yaşında bir fikirdir.” demesi, dünya müzecilik tarihini ve bizdeki yansımalarını kısaca özetlemesidir.

Abdülhak Şinasi Hisar milli bir kültür yaratılması hususunda çok gayret sarf etmiş, pek çok kıymetli görüş ve önerisini yazılarında topluma sunmuştur. Dikkate değer önerilerinden biri müzecilikle ve eski eserlerle ilgili bir arşiv oluşturulması fikridir. “Asar-ı atika ile bir müze açmak zamanlarından kalma ne kadar şahsi duyuşlar ve başkalarından duyulmuş ne kadar hatırlayışlar varsa, bunların hepsini bilmeliyiz ki bu işler, bu gayretler, bu mücadeleler, bu istekler, bu inatlar, bu hizmetler, bu muvaffakiyetler, hepsi de vaktiyle oldukları gibi, canlı birer hatıra olarak kaydedilebilsin.” Kendisi de bu önerisine uygun olarak yazılarında sık sık bu tarz hatıralara yer verir. Buna dayanarak da “müzeciliğimizin tam bir tarihçesinin ve arşivlerinin tetkik olunarak yazılmasını istemek hakkımızdır” der.

Abdülhak Şinasi Hisar’ın vurguladığı noktaların tamamı müzecilik bilimi ve tarihi için oldukça önemlidir. Müze ile ilgili çalışmaların tam olarak ne zaman başladığını bilmek, hatıraları derlemek ve herkesle paylaşmak, eksik kalan noktaların tamamlanması için hala elzem ve geçerliliği olan tavsiyelerdir.

Türk sanatıyla alakalı olarak da oldukça çarpıcı görüşlere sahiptir. Büyük şehirlerin göz önünde olması hasebiyle şehirlerdeki eser ve anıtların da önemsendiğine, ancak Anadolu’daki pek çok eserin göz önünde bulunmamak şanssızlığı ile yok olduğuna dikkat çeker. “Tarihi, milli ve bedii abidelerimizin kıymetleri daha, ne terbiye ve kültür sahalarında kabul edilerek tedris olunmuş, ne efkar-ı umumiye karşısında anlatılarak hiçe alınmalarına ses çıkarılmış, ne edebiyat ve sanat âleminde layıkıyla tefsir ve tasvir edilmiştir.” diyerek bütün bunların keşfedilmemiş bir dünya olduğunu söyler. Onun için halkın eğitimi hep önemli bir konudur.

Abdülhak Şinasi’nin yoğun mücadeleler verdiği bir diğer konu da Güzel Sanatlar Akademisi olmuştur. “Güzel Sanatlar Akademisinde milli sanatımıza ait derslerin çoğaltılması, yani bir taraftan mimari şubesinde klasik sanatımızı daha iyi ve daha çok öğretmek ve Türk mimarisi tarihini ayrıca okutmak, diğer taraftan bütün talebeye Türk sanat tarihini okutmak ve milli güzel sanatlar eserlerini herkese anlatmak, sevdirmek ve bunun neticesinde korumak ve korutmak için mektepte halka açık dersler ve konferanslar verdirmek” fikri de tıpkı eski eserlerle ilgili halkın bilgilendirilmesi arzusu gibi, toplumu sanat ve kültür alanında eğitmek amacına yöneliktir.

Pek çok kıymetli görüşünü yazılarında yıllar boyu paylaşan, Boğaziçi Müzesi gibi İstanbul’da yokluğu hala duyulan bir müzenin açılmasını öneren ve ısrarla savunan, milli kültür için sanatın ve müzelerin vazgeçilmez olduğunu anlatmaya çalışan yazarın müzeler nedir sorusuna cevabı aslında görüşlerinin en güzel özetidir:

“Milli servetin bir kısmının iddihâr edilmiş [biriktirildiği] olduğu hazineler; vatanın bir nevi hudutları gibi, en ufak taşları ve en hurda parçaları bile yerlerinden oynatılıp koparılamayacak cepheler; birçok mukaddesatın birikmiş bulunduğu bir saha; hem milli tarihin sinmiş olduğu, hem milletin tarihini aşan beşeri ve medeni bir nevi mabetler!”

Bu hazinelerin kıymetinin anlaşıldığı günleri Hisar göremedi ama yorumları, kıymetli görüşleri hala geçerli ve yol gösterici… Bir şehri doğallığı ile olduğu kadar mimarisi ile, sanatı ile, tarihi eserleri ile sevmenin ve korumanın ne kadar önemli olduğunu bilen ve yazılarının bazen satır aralarında, bazense başlığında bunu bize hatırlatan Abdülhak Şinasi Hisar’ı bir kere de bu gözle okumalısınız.