“Savaş sonrası bir gün, Luxembourg Bahçesi’nden geçiyordum. Kocaman sözlüklerimi satıp aldığım bir ‘Rollei’ vardı elimde. Hala yirmi yaşındaydım, şairdim, aşıktım. Ve tabii ki bunların hiçbirini düşünmüyordum. Yaşam önümdeydi ve yalnızca yaşamayı düşünüyordum. Sonra yıllar geçti. Ölü yapraklar düşüyor her güz; gerçekten ölüyorlar mı? O zamanın ‘atmosferi’ kaldı yalnızca. Güzelliğe hayır diyemezsiniz, bir karşılaşmaya hayır diyemezsiniz. Bir kez karşılaştınız mı vazgeçebilir misiniz ondan? Bir fotoğraf çıktı ortaya! Tek bir fotoğraf. Rastgele bir laboratuvarda yıkanmış, çok açık bir negatif. Bugün de yirmi yaşında mıyım hala? Hala aşık mıyım? ‘Evet’ dersem, ışıkla karşılaşma şansım var demektir.

 Ara sıra Luxembourg Bahçesi’nden geçerim ama ölü yapraklar giymiş küçük bir kıza bir daha hiç rastlamadım. Gerçi her küçük kız, sadece bir kez küçüktür ve rastladığım her varlık bir kez gördüğüm gibidir. İlk fotoğraf yoktur; yalnızca yeni fotoğraflar vardır. Işık bugün yenidir.”

Fransız fotoğraf sanatçısı Edouard Boubat’ın çektiği Ölü Yapraklar Giymiş Küçük Kız isimli ilk fotoğrafının öyküsü böyle. II. Dünya Savaşı’nın hemen sonrası yorgun savaş yılları.. Aslında Paris’te Ecole Estienne’de tipografi ve grafik sanatları okuyup sonrasında bir baskı şirketinde çalışmış Boubat, daha sonra foto muhabirliğinden fotoğraf sanatçılığına devam eden uzun bir serüveni var. Ama hiçbir zaman sıradan bir foto muhabiri olamamış. Hatta ünlü Fransız şair Prévert ona “barış muhabiri” lakabını takmış. Fotoğraflarına biraz yakından bakınca neden bu lakabı aldığını anlıyor insan.

Her şeyden evvel Boubat, Paris’in Monmartre bölgesinde dünyaya gelmiş. Sadece birkaç saat dolaşabildiğim bu bölgeyi gördükten sonra orada dünyaya gelen herhangi birinin sanata ilgisiz büyümesinin imkansız olduğunu düşünüyorum. Dali’den tutun da çoğu Fransız ressamın beşiği olan Ressamlar Tepesi, tam Monmartre’ın göbeği. Etrafta resim yapan insanlar, köşelerde kahvelerini içip bu resimleri inceleyenler, kitaplar, şiirler… Paris’in başka bir yerinde doğmuş birinin hayata bakış açısı bu kadar farklı olmayabilir ama öyle sanıyorum ki özellikle yaşadığı yerin bohem tavrı Boubat’ın hayat felsefesinin temelini atmış. Fotoğraflarında ruhundan damlayan şairane bir zarafet var. Sanatçı, zorlu savaş yıllarından sonra bile her zaman yaşama sevincinin, aşkın, direncin altını çizen eserlere imza atmış. Ne olursa olsun her zaman barışın tarafını tutmuş.

Fotoğraf merakı çığ gibi büyüdükten sonra çoğu fotoğrafçı rotasını dünyanın başka diyarlarına taşıyor. Boubat da öyle yapmış ve sayısız ülke gezmiş. 1951-1966 arasında Realites dergisi adına Avrupa, ABD, Ortadoğu, Çin ve Meksika’yı dolaşmış. Sonrasında daha çok portrelere ağırlık vermiş, sergiler açmış.

‘Femmes’ ve Tournier’le birlikte yazdığı ‘Miroirs’ gibi çok önemli eserlere imza atan sanatçının, Fotoğraf Sanatı diye Türkçeye de çevrilen bir kitabı da var. Ölümünden sonra da başta Paris ve Stockholm olmak üzere birçok şehirde adına açılan sergiler devam etmiş. Yapıtları New York Modern Sanatlar Müzesi’nde sergilenmiş.

Bu kadar önemli bir fotoğraf sanatçısı olunca elbette sayısız ödül de almış. Bunlardan ilki 1947’de aldığı Kodak Ödülü. Daha sonra 1971’de David Octavius Hill Madalyası’nı ve 1984’te Grand Prix National de la Photographie Ödülü’nü almış.

Boubat’ta belki de en çok sevdiğim şey ışığı harika kullanması. Sanatçı, bu durumu şöyle anlatmış; “Fotoğraf, bir ışık okuludur. Onu beklemeyi, ölçmeyi, bir kilisenin, bir evin, bir yüzün çevresinde dönüşünde izlemeyi, bir pencerenin pervazında yakalamayı öğrenirsiniz bu okulda. Yaz ışığını, şafak ışığını, kuzeyin saydam ışığını, güneyin ezici ışığını, dorukların mavi ışığını ve akşamın altın rengi ışığını tanırsınız.”

Buna ek olarak Samih Rifat da şöyle demiş; “Tüm bu paragrafı, ‘ışık’ sözcüğünün yerine ‘gölge’ sözcüğünü koyarak okursak en az birincisi kadar anlamlı ama birincisinden daha şaşırtıcı ve ufuk açıcı bir tanım çıkar karşımıza: Fotoğraf, bir gölge okulu!.. Belki de öyledir gerçekten. Ya da ikisi aynı şeydir, kim bilir!”

Aslında fotoğraf için ışık ve gölgenin sere serpe uzandığı her yerdir, desek her iki sanatçıya da haksızlık etmemiş oluruz. Boubat’ın şiirsel ışığında biriktirdiği diğer fotoğrafları da şöyle bırakıyor, gölgeye karışıyorum. Barış ve umutla..