Öncelikle “Yiğit Sertdemir, sıra dışı birikimi, emeği, yeteneğiyle, bir kez daha kolay aşılamayacak bir başarıya yönetmen ve oyuncu olarak imzasını atmış,” diye başlamak istiyorum söze.

Gloucester Dük’ü Richard’ın tek arzusu kardeşi Edward’dan sonra tahta geçmekti. Kendine bir kader biçmişti aslında. Hile, yalan, iftira, şiddet, riya, gizli mutabakatlar, cinayetlerle yükselecek, gün gelip, eriştiği noktada düşüşü yaşayacaktı. Hırslarına yenilmişti bir kez. İktidar, sadece ve daima iktidar vardı aklında. Karmakarışıktı, fena haldeydi. Çirkin, sakat, kendiyle kavgalı. Özüne karşı bile acımasız. Korkularıyla iç içe. Tahta yaklaştıkça gücünün farkına varacak, değişim gösterecek, yeni maskelerin ardına sığınacaktı ister istemez. Kazandığında kaybedeceği bu savaştan dönecek, vazgeçecek kuvveti de yoktu zaten. Tutkuları onu sürekli suça yöneltmişti ve yöneltmeye devam ediyordu. Uğursuz kehanetler, lanetler, hunhar, yıkıcı entrikalar, kabus dolu rüyalar, kaygılar, komplolar, kötülük vardı geçmişinde ve bugününde. Ve tabii kopkoyu bir yalnızlık. Nefret! Terk ediliş. Sevgisizlik. Kin.

Yiğit Sertdemir III.Richard’ın ruhsal sarsıntılarını, cinnet dolu sayıklayışlarını, sınır tanımaz ihtiraslarını, sayrılı hislerini adeta kendine özgü bir duygu yapısı kurup, bir üslup oluşturarak, belleklerden kolay silinmeyecek bir karakter yaratıyor sahnede. Toplumsal ve bireysel katmanlarıyla ele alıyor III.Richard’ı. Dahası, Yiğit Sertdemir’in  yönetmen ve aktör olarak oyunla kurduğu organik bağı, yaklaşık iki saat boyunca hissetmemek mümkün değil. Diyebilirim ki, oldum olası pek az oyunda yönetmen, oyuncu ve yazar arasında böylesi bir yakınlık gözlenebilmekte.

“Oysa ben, bu çarpık bedenimle ne böyle aşk oyunları için yaratılmışım, ne ayna karşısında kırıtmak için. Eğri büğrü basılmış para gibiyim. Yamuk yumuk, noksan, günüm gelmeden, hazır olmadan yollanmışım bu canlılar dünyasına. Öyle biçimsiz, öyle çarpık yaratılmışım ki, yanından geçtiğim köpekler havlıyor bana. Bu tatsız barış zamanında kaval dinleyip güneşte kendi gölgemi seyretmeye, çarpıklığıma yanarak vakit geçirmeye hiç niyetim yok. Hain olup, o günlerin boş zevklerinden nefret etmeye karar verdim. Dolaplar çevirdim, fesatlıklar kotardım. Niyetim, olmayacak kehanetler, iftiralar, rüyalarla, biri kral, biri kral namzeti iki kardeşin arasına ölümcül bir nifak sokmak.”  

Eserin, duygu yükünden, olaylar yumağından fire vermeksizin, III.Richard’ı tüm görkemi ve katmanlarıyla, bölümler halinde sahneye taşıyan, başta Yönetmen Yiğit Sertdemir olmak üzere, Çeviren Bülent Bozkurt, Işık Tasarımı Cem Yılmazer, Müzik Burçak Çöllü, Hareket Düzeni Senem Oluz, Dramaturg Sinem Özlek, Kostüm Tasarımı Candan Seda Balaban, Yönetmen Yardımcıları Burcu Özhızalan Yazıcı, İsmail Sağır ve son derece başarılı oyunculuk performansları nedeniyle Cemre Gümeli, Ceren Sevinç, Burakhan Yılmaz, Feride Çetin, Tolga Bayraklı, Yeşim Sarı, Erkan Bayrav, Deniz Gürzumar, Eren Demirbaş’ı yürekten kutluyorum. Ve tabii, Cyrano, Dikran ve şimdi de III.Richard rolünde bir kez daha zirvede, derinlikli bir oyunculuk sergileyen,’ aktör, oyun yazarı, yönetmen olarak’ tiyatro tarihimizde tartışılmazlığı çoktan tescillenmiş Yiğit Sertdemir’i.

Bir başka ifadeyle,  III.Richard ile izleyiciyi düşlemin farklı denizlerine taşıyan, Yiğit Sertdemir, ses ve beden dili çeşitlemeleri, tüm tonlama ve devinimleriyle gerçek bir tragedya oyuncusu olarak sahnede göz dolduruyor.

Sisyphos’un taşıdığı taş gibidir, ufunetli ihtiraslar, kanlı hesaplaşmalar. An be an ağırlaşır. Onları, altında ezilmeden kaldırmak herkesin harcı değildir.

Shakespeare’in bu trajedisini izlemekte geç kalmayın, olmaz mı? Kırmızı kıyafetli kadının isyanı belki içinizi üşütecek. Farkına varmadan, tanık ve suç ortağı olacağınız cinayetlerden arta kalan, kurumuş kan izlerini silmeye çalışırken, III.Richard ile göz göze gelivereceksiniz. Bütün bu hadiseleri belki de birebir yaşadığınızı düşüneceksiniz. Ya da içinizde saklı III.Richard ile ilk kez ‘merhaba’laşacaksınız, kimbilir? Tanıdığınız, hayatlarınıza karışmış III.Richard’lar düşecek aklınıza, ürpereceksiniz. Yoksa, yoksa III.Richard ? Neden olmasın? Evet, tabii ya…

Özetle, “III.Richard” her açıdan yetkin bir tiyatro şöleni, tiyatronun büyüsünü her yönüyle izleyiciye yaşatan, tiyatro sanatına gösterilen özenin, emeğin bir ürünü.

Kumbaracı 50 / Altıdan Sonra Tiyatro  tutarlı yolunda sürekli yükselerek ilerliyor, aksamadan, tökezlemeden. Geriye dönmeden. Ve sadece tiyatro yapıyor, ne güzel !