“Doğada hepimize yer var. Ben artık hayvanat bahçelerine gitmeyeceğim ve bütün arkadaşlarıma neden gitmemeleri gerektiğini anlatacağım. Siz de anlatın, söz mü? Çünkü kimse dünyayı değiştirmek için küçük değildir!”

Geçen gün Özge Midilli imzalı harika bir çocuk oyunu izledim. Özü sözü olan bir oyun. Dekoru, kostümleri, ışığı, koreografisi, efekt tasarımı, müziği, oyunculuklarıyla pamuk şeker kıvamında, çocuklar ve kendini hala çocuk hissedenler için kesinlikle unutulmayacak bir oyun, diyebilirim.

1965-1970 yıllarına gittim izlerken. “Dans Eden Eşek”, “Yakut Balık”, “Milyonluk Yeğen”, “Küçük Prenses”, “Poloria”yı hatırladım, “Paf ile Puf “u da.

“Rüya” çocukluk rüyalarıma taşıdı beni. Meğer o rüyaları ne çok özlemişim.

Özge Midilli, Ertan Kılıç ile kaleme aldıkları eserden şöyle bahsediyor: 

“Bu proje özgürlük hırsızlığına farkındalık yaratmak için, ‘tüm canlıların kendi doğal hayatlarında yaşamlarını sürdürmesi gerekir’  düşüncesine olan inancımız nedeniyle, büyüklere ‘çocuk oyunu’ olarak tasarlandı. Çocuklarımızı hayvan hapishanelerine götürüp bu suça ortak olmayalım diye. Çünkü biz biliyoruz ki, suça ortak olmakla suç işlemek arasında bir fark yoktur. Bu proje kendi doğal ikliminden tamamen farklı bir ülkede, Arjantin’de 23 yıl boyunca esaret altında yaşamak zorunda bırakılıp delirerek ölen Kutup Ayısı “Arturo” ya ithaf edilmiştir. Arturo’ lar olmasın diye…”

Üstünkörü tekstlerle imar edilmiş pek çok çocuk oyununa inat, “Rüya” yukarıda da belirttiğim gibi, “özü, sözü olan” , titizlikle hazırlanmış bir piyes.

Yönetmen oyuncuların grup simetrisini, koreografiyi çok güzel bir biçimde ele alarak “tekst, reji, koreografi” üçgenini başarıyla oluşturmuş. Ve çarpıcı bir sahne diliyle sözünü söylemiş. Bir diğer ifadeyle, Özge Midilli “An”dan sonra yine ustalığını konuşturmuş. Oyun içerdiği estetik ve duygu bütünlüğünün yanı sıra doğrudan verdiği iletiler, yarattığı hayal ve gerçekçiliğiyle de izleyiciyi etkilemekte.

Oyuncular sahne üzerinde samimi, hayvan karakterlerin görsel can buluşları çocukları bir anda düş âlemine taşıyacak nitelikte. Ayrıca oyuncuların yaşar kıldıkları kimliklerin duygularını seyirciye tam olarak  yansıtmadaki başarılarını, övgüyle belirtmek istiyorum.

“Rüya” pek çok sürprizler de içeriyor. Bir anda Nazım Hikmet’in “Bugün Pazar Şiiri” ile kucaklaşıveriyoruz mesela. Derken İklim Aktivisti Greta Thunberg’in yazdığı kitabın adı kulaklara yeniden yerleşiyor: “Kimse dünyayı değiştirmek için küçük değildir.”

“Rüya” hiç kuşkusuz, sağlam metni, oyuncu performansları kadar duru anlatımı, sevimliliği, enerjisi, ritmi, temposu, izleyiciyle kurduğu duygu ilişkisi, düşünce alışverişi, estetik bütünlüğü, ortaya konulan kusursuz estetik illüzyon ile de tam çizgisinde, eğitici vasfı olan bir çocuk oyunu. Mutlu eden, alkışı hak eden.

Oyun sonrası Özge Midilli ile konuştum. Dört ayrı Özge Midilli ile üstelik.

KOREOGRAF Özge Midilli ( “İnsan Çağı”, “Bahar Noktası Opereti”, “Oyun Karıştı”, “Bizim Aile”, “Hak”, “Macbeth”, “Naşit Bey”, “Allahaısmarladık Cumhuriyet” , “Yaşasın Barış”, “Yangın Yerinde Orkideler”, “Zübük”, “Ay Işığında Şamata” , “Tatminkâr Ödeme” , “Bisküvi Adam”, “Sirke Tadında Böğürtlen Reçeli”, “Mavi Yelkenli”,  “Tıngır Mıngır Ülkem”)

YÖNETMEN YARDIMCISI ve YÖNETMEN Özge Midilli ( “Tatlı Kaçık”, “Ay, Carmela”, “An”, “Rüya”)

OYUN YAZARI Özge Midilli ( “An”, “Rüya”)

OYUNCU Özge Midilli ( “An”, “Şark Dişçisi”, “İstanbul Efendisi”)

Öyle güzel şeyler anlattı ki noktasına, virgülüne dokunmak istemedim.

“Görevim her ne olursa olsun tüm oyunlara aynı özen ve disiplinle çalışıyorum. Ama bazı oyunlar çeşitli nedenlerle unutulmaz oluyor, daha bir benimseniyor sanki. Özleniyor. Mesela 

‘İnsan  Çağı’ oyunu benim için çok değerli. Günümüzde hayli önemli global bir soruna açık yüreklilikle cesurca dokunuyor, iklim yıkımı ve çocuklardan başlayan uyanışı çok net vurguluyor bu anlamda, dediğim gibi, çok  değerli…”

“An deneysel bir proje: “Bazen söze gerek yok” un karşılığı benim hayatımda. Hemen tüm gençliğini memleketin siyasal çalkantılarıyla geçirmiş bir kadın sanatçı olarak, birikimimin bir özeti aslında. Yeri ve önemi çok büyük. Örneğin Tavla Sahne, benim ve dostlarımın okuduğu, yazdığı, çizdiği, sözünü söyleyebildiği, denemekten korkmadığı, usta /öğrenci/ rehber ilişkisi bağlamında soluk alabildiği, üretebildiği bir mekân. Değeri paha biçilmez.”

“İlkokulda şiirler yazar, kimseler görmesin diye, yırtardım. Hayal âleminde bir çocuktum anlayacağınız. Kalemi, kâğıdı, yazmayı seviyorum. İddiam yok, binlerce kâğıt var evde yazılmış, bırakılmış, belki zamanını bekleyen.”

“Rüya, oğlumun hassasiyeti ile kaleme aldığımız bir oyun. Gerçekte çocuklar biliyor da, biz büyükler bilmiyoruz yahut unutuyoruz kimi gerçekleri. Dokuz yaşındaki oğlum Özgür Kaan’ın sözüne ulaklık ettik sadece. İnsan bilinci ve kibri dünyayı salt kendine ait sanıyor ve bu noktada başlıyor sorunlar. Ağacı, bitkisi, mikro böceğinden, hayvanlara dünya hepimizin bakış açısını yenileyerek bireysel devrim ile değişebilir her şey. Ve hala umut var bence. Özgürlük sadece insana ait bir hak değil, her canlının tartışılmaz hakkı. Kapsamı geniş.”

“Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Dans Bölümü mezunuyum. Yıllarca ‘oyuncu bedeni’yle çalıştım. Ve zaman içinde pek çok malzeme, bir sürü farklı bakış açısı görmek, tecrübe etmek muhteşem bir serüven oldu, hiç kuşkusuz.”

“Soyut işler yapmak, disiplinler arası yenilikçi, sözü olan işler üretmek ve  bu kolektif bilinç içinde gelişerek var olmak, hayalimin en büyüğü. Yani sözünüzü en bildiğimiz yerden söylemek aslında. Namuslu işler yapmak, bazen başaramamak, belki ulaşamamak ama yine de denemek. Yılmamak. Tekrar denemek ve son nefesime kadar sahnede, sokakta dans etmek, hareket etmek. ‘Müziğin sesini duyamayalar dans edenleri deli sanıyor,’ mottosuyla yaşayıp yaşlanmak. İşte hayalim.”

Ve hani derler ya, sıcağı sıcağına  bir son dakika haberi: “Rüya” ekibi, bir kutup ayısı evlat edinmiş.

Özge Midilli haklı: “Dünya hala güzel insanlar sayesinde dönüyor!”

Fotoğraflar:  Enes Altuğ Avşar