Ceviz ağacından kuru kesim bir kapı. Kemerinde güvercinler. Su damlası, nar motifli hayat ağacı olan bir kapı. Tam yirmi beş yıldır o hayat ağacının dalları kırık, yaprakları dökülmüş, kökleri kurumuş. Ve tam yirmi beş yıldır yolu gözlenen Mikhael.

Yakup’un en uzun gecesi, oğlu Mikhael’in gittiği geceydi, en acı gece. Belki de sabahı olmayan tek gece! Sonrasında hep o hunhar hüzün. Mardin Midyat’tan Almanya’ya göç, bitmeyen bir özlem. Hep o sıla duygusu.

Filiz Üstün Durak’ın senaryosunu yazdığı, Nihat Durak’ın, etkileyici bir sinema diliyle yönettiği “Kapı”, sezonun kuşkusuz en iyi filmlerinden biri.

“Kaçakçı Remzi” karakterinde Timur Acar, yaşar kıldığı kimliğin tüm içsel duygu ve tepkilerini aktarmak adına, sesini, sözcüklerini, jestlerini ve yüz ifadesini mükemmel kullanmış. Ve derinlemesine sahip çıktığı, “Kaçakçı Remzi”nin doğrudan oyuncu performansına dayalı sahnelerinde, açık/örtük duyguları seyirciye yansıtmayı başarırken son derece samimi, cesur, iz bırakıcı bir oyunculuk sergilemekte.

“Şemsa” Vahide Perçin’in virtüozitesine terk edilmiş. Vahide Perçin bir kez daha kendini aşıyor ve dorukta oyunculuğuyla yürekleri büyülemeye devam ediyor. Rolüne kattığı pathos, oyunculuk tekniği, sahicilik her türlü övgünün üzerinde.

Ve Kadir İnanır gerçeği…

“Utanç”, “Dönüş” , “Dikenli Yol”, “Askerin Dönüşü”, “Sahipsizler” , “Suçumuz İnsan Olmak” , “Med Cezir Manzaraları” , “Yaz Bitti “, “Amansız Yol”, “Bir Yudum Sevgi” , “Elveda Katya” , “Film Bitti” , “Ezo Gelin”, “Pisi Pisi”, “Ah Güzel İstanbul”, “Kambur”, “Yılanların Öcü”, “Karılar Koğuşu” , ” Almanyalı Yârim” , “Tatar Ramazan” , “Eskici ve Oğulları”, “Cellat “, “72.Koğuş” , “Köprü “, “Kırık Bir Aşk Hikâyesi”, “Sen Türkülerini Söyle”, “Deprem” deki erişilmezliğine “Kapı” da yaşar kıldığı “Yakup” personasını eklemiş. Rejiyle örtüşmüş oyunculuğu, fiziği ve doğru beden dili kullanımı, özellikle gözlerindeki ifade zenginliğiyle beyaz perdede yine müthiş bir illüzyon yaratmış. “Yakup” ile özdeşimi o kadar doğal ve sahici ki yorumladığı her duygunun izleyici tarafından yaşanmasını sağlıyor. Zaten Kadir İnanır efsanesinin oluşturan tılsımlardan biri de aktör/izleyici arasında kurulan bu ‘kopmaz’ organik bağ değil midir?

Kadir İnanır çok mercekli ve varsıl oyunculuk tekniğiyle “Yakup”u kendisiymiş gibi algılatıyor. Rol yapmıyor, oynamıyor, yaşıyor. Ve belleklerden asla silinmeyecek, dünya standartlarında, tutarlı bir yoruma daha imza atıyor.

“Kapı” Kadir İnanır’ın toplum bilimsel ve ikonografik değerinin bir kez daha altını çizerken son elli bir yılımıza imzasını atmış bir aktörün hayatlarımızdaki yadsınamaz önemini de vurguluyor.

Gerek senaryo, reji, özgün sinema dili, izleyiciye sunduğu alt metinler gerek oyunculukları, kullanılan dış ve iç mekânlarıyla bana göre sezonun en ilginç, en etkileyici filmlerinden biri

Dahası “Kapı” sinemanın ne olup ne olmadığını bir defa daha gözler önüne seren dört dörtlük, özenli, ciddi, ilkeli, bilinçli bir çalışma. İlk sahnesinden, son sahnesine bütünüyle bir ustalığın göstergesi ve tescili.

Kadronun birbiriyle doğal bir biçimde uyuşan ekip oyunculuğu, perdede yaratılan o muazzam duyarlılık. Kadir İnanır ve Vahide Perçin’in film boyunca sergiledikleri “gerçek bir tragedya yorumcusu” kimlikleri ve ortaya konulan bir sinema hadisesi. Kısaca ve sadece “Kapı”.

“Kapı” izlenmese olmaz. Sakın kaçırmayın. Evde değil, sinemada izleyin ama. İyi bir filme, görkemli oyunculuklara olan özleminizi doya doya gidereceksiniz, biliyorum.