Gönül ilişkilerinde hiçbir zaman, Sabahattin Ali kadar şanslı değildim ben. Onun büyük bir aşkı vardı ve aşkını kaleme alıp kâğıda dökebilmişti. Benim ise ne kadar büyük sevdiysem o kadar yüklü acılarım oldu hep. Bu yazıda, Sabahattin Ali’nin Ayşe Sıtkı’ya olan aşkını anlattığı mektuplara karşılık, acılarımı döktüğüm satırları okuyacaksınız. Tırnak içinde olan kısımlar üstat Sabahattin Ali’ye, diğerleriyse kendime ait.

Hissedilenler aynı, yaşayanlar ve yaşananlar farklı.

Başka bir sevdalıdan, B’Aşka Mektuplar…

“Size yeni sevgilimi nasıl tarif edeyim? Güzel mi, bilmem, bence dünyada sevilmeye layık olan mahlukların yeganesi. O kendisini ne kadar sevdiğimi, hatta yalnız sevdiğimi bile bilmediği halde ben onun için her şeyimi, herhangi bir uzvumu feda edebilirim.”

Ben bu mektubu sana yazdım. Can kırıkları üstünde, paramparça kelimelerimle. Her harfine sesin sinmiş, her hecesine kokun. Söyleyemediklerim, gönlümün mahzeninde. Ruhumun ışığı kaybolmuş, sen yokken karanlık her yer. Çıkış yok, yol bitmiyor. Sanki hiç dinmeyecek bir yalnızlık uzunluğunda. Bu yol, beni sana götürmüyor.

“Bundan sonra hiç kimse sana benim kadar yakın olmayacak. Beraber Almanca öğreneceğiz, ben İngilizce öğrenmek istiyorum, beraber İngilizce dersi alacağız, ben kitaplar tercüme edeceğim, bunları beraber okuyacağız, neşeli ve kederli olacağız, ne olursa olsun, bütün bunlar hep beraber, hep ikimizin iştirakiyle olacak ve başka hiç kimse karışmayacak.”

Neden bu kadar uzak durdun benden? Duvarlarını aşamadım. Tuzaklarını geçemedim. Sana adımlar attıkça, karanlıktan korkan küçük kız çocuğu gibi kaçtın hep benden. Oysa ben de korkardım karanlıktan. Ben de çocuktum. Çocuk gibi sevdim seni. Biz neden Almanca öğrenmedik beraber?

“Biliyor musun, ilk mektuplarımda ‘Bana böyle şeyler yazma, sonra sana deli gibi âşık olurum.’ demiştim, oldum işte… Sana bugün çılgın gibi aşığım. Senden ayrı geçen bu günleri cehennemde imişim gibi geçiriyorum.”

Yaralarımı görebiliyor musun? Peki, ne kadar derinde olduklarını? İnsan, ne çok severse o kadar üzülüyormuş onu anladım seninle. Sen benden uzaklaştıkça ben sana bağlandım. Ağladım. Aldandım. Dinlediğim tüm şarkılarda senin melodilerin, yakaladığım tüm bakışlarda senin hüznün var. Ah! Ne çok acı! Bir bilsen!

“Şimdi ömrümün tek bir gayesi var: Bir gün evvel sana kavuşmak, seni kollarımın arasına almak; güzel, temiz yüzüne saatlerce, senelerce hiç doymadan bakmak.”

Zaman geçiyor, zaman hepimizi yutuyor. Tamamlanamadığımsın, diğer yarımsın. Daha ne kadar sensiz geçecek bu ömür bilmiyorum. Ne kadar dayanabilirim? Sen güldükçe içim kanıyor. Seni göremedikçe yüreğim köreliyor. Kız Kulesi semalarından bir martı geçiyor kahkahalarla, halime gülüyor. İzbe sokaklarında kelimelerim kayboluyor. Ruhum donuyor, gözlerim doluyor gecelerde. Sen yoksun, önümden yalnızlığım geçiyor. Bu yol hiç bitmiyor.

Kavuşamayınca adı “aşk” olurmuş sevgili okuyucu. Sabahattin Ali şanslı azınlıktan. Sizin de o azınlığa girebilmeniz dileğiyle…