Bu yazı, Türk resim tarihinin önemli bir ismi olan Şeker Ahmet Paşa ya da asıl adıyla Ahmet Ali hakkında bazı noktalarda duracaktır. Şeker Ahmet’e doğrudan bir giriş yapma fikri kulağıma çok hoş gelmesine karşın, onun 1841 yılında İstanbul’da doğduğu, tıp öğrenimi aldığı ancak bitirmeden Harbiye Mektebi’ne geçtiği ve Sultan Abdülaziz tarafından Paris’e resim eğitimi alması için gönderildiği bilgilerini önemli görerek belirtmek isterim.

Şeker Ahmet Paşa, Erenköy’den

Şeker Ahmet Paşa, 7 yıl kadar kaldığı Paris’te önemli 2 atölye olan Gerome ve Boulanger atölyelerinde çalışmış bir sanatçıdır. Osman Hamdi Bey de bu isim sanatçının atölyesinde çalışmış bir isimdi. Yakın tarihlerde Osman Hamdi Bey dışında Paris’te bulunan bir diğer Türk ressamımız da Süleyman Seyyid idi. Bazı metinlerde Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid arasında bazı anlaşmazlıklar/tatsızlıklar olduğunu geçmekte.

Matrakçı Nasuh’a ait bir harita

Bunların yanı sıra Şeker Ahmet Paşa, gerek konu gerek perspektif ile bizlere bir şeyler hatırlatmaktadır. Bunlardan ilki kuşkusuz minyatür geleneğimizdir. Türk resim sanatının gelişimindeki en önemli unsurlar fotoğraf (kartpostal vb.) ve mimaride duvarlarımızı süslediğimiz bezeme ve manzara kompozisyonları ile doğrudan ilişkili olan minyatürlerdir. Şeker Ahmet Paşa’nın “Ormanda Oduncu” eserini doğrudan muhattap aldığımızda, minyatürü görmezden gelmek oldukça zordur. Uyguladığı perspektif bizi bunu hatırlamaya itmektedir.

Şeker Ahmet Paşa, Ormanda Oduncu

1906 doğumlu Turgut Zaim’in, oldukça gelişmiş bir tarzda vermesine karşın bizi minyatürlere götürdüğü resimleri olduğunu biliyoruz. Ya da 1924 doğumlu Nedim Günsür’ün yine yer yer bize minyatürleri hatırlatan resimlerini göz ardı edemeyiz. Bu kültür bize ait olmasından dolayı, Şeker Ahmet Paşa’yı minyatür ile izlenimcilik ya da realizm gibi çağdaş diğer akımlarla köprü kuran bir isim olarak düşünebiliriz. Bahsettiğim bu niteliği sadece Şeker Ahmet Paşa’ya mâl etmenin yanlış olacağını da unutmamak gerekir.

Turgut Zaim, Orta Oyunu

Bu bilgilere ek olarak, Şeker Ahmet Paşa’nın Osman Hamdi Bey gibi bir oryantalist eğilimden çok bir Ön İzlenimci ya da Barbizon Okulu’nun ilgilisi olduğunu söylemek mümkündür. Hatta Paris’ten İstanbul’a yaklaşık olarak 1871’de döndüğünü ve Barbizon Ekolü’nün 1870’e kadar yaklaşık 40 yıl var olduğunu düşünürsek, Şeker Ahmet’in Camille Carot ya da Jean-François Millet ile tanışmış olabileceğini dahi düşünebiliriz. Kanıtlayamayız; ancak tarihler doğrultusunda neden olmasın diyebiliriz.

Nedim Günsür, Kasaba

Avrupa’da o dönem romantizmin yoğunluğu düşünüldüğünde, Barbizon köyünde bir araya gelen bu sanatçıların yarattığı ekolü, realizm ile yani gözümüz ile şahitlik edebildiğimiz doğa ile beslediğini söyleyebiliriz. Manzara açısından da François Millet’nin Barbizon resimlerine katkısının büyük olduğu bir gerçektir. Akademi dışında bir kuruluş olan Barbizon, Türk resmine Şeker Ahmet Paşa’nın yerel harmanıyla böylelikle girmiş olur.

Jean-François Millet, Çoban Kız, 1863

Bu yazıyı yazmak istememin sebebi, başta gözümün ilginç bir benzerlik olarak algıladığı üstünkörü Şeker Ahmet ve Barbizon eşleşmesinin aslında üzerinde ciddi anlamda düşünülmesi ve araştırma yapılmış olmasıydı. Şeker Ahmet hakkında yazılan metinlerde John Berger adının sıkça geçmesi ve bu etkilenme hakkında da aklımdan geçirdiklerimi tamamlayan metinler okumam sonucu bu yazının başlığı oluştu.

Jean-François Millet, Barbizon’da İlkbahar, 1873

“Yerel harman” diyerek bahsettiğim şeyin de altını boş bırakmak istemem. Hareketin açıkça olmadığı “Ormanda Oduncu” resminde, yavaş yavaş yol alan figürler olduğunu düşünebiliriz. Belki de hızlıca, mühim değil. Ancak bizim manzaraya baktığımız açı, ne olursa olsun figürlerin hareketini yavaşlatacaktır. Çünkü gördüğümüz manzara, uçsuz bucaksız bir ormanın ta kendisidir. Alan hemen tuvalin dışında son bulsa bile, biz onun devam ettiğini düşünürüz genellikle. Bu da bizi yavaşlatacaktır. Gözlerimizi kapattığımızda dahi keşfetmemize olanak tanıyacaktır. Buna ek olarak “Tarlada Koyun Sürüsü” ve “Ormanda Oduncu” eserlerinde sağ köşeye doğru devam eden bir açı olduğunu da görmekteyiz. Resmin kaçış noktası her iki resimde de aynı yöne doğru verilmiştir.

Şeker Ahmet Paşa, Tarlada Koyun Sürüsü

Bir diğer nokta ise, alışkın olduğumuz ufuk çizgisini görüş açımızdır. Daha doğrusu göremeyişimizdir. Avrupa resimlerinde alışkın olunan açık hava resimlerinde genellikle gördüğümüz ufuk çizgisi, tam olarak bu noktada yerel harman derken kastettiğim şeydir aslında. Alışkın olunan ufuk çizgisi, oduncunun kendi gözüyle göremediği bir şekilde yaratılırdı Avrupa’da. Şeker Ahmet Paşa ise, sanki ormanın sardığı oduncunun gözüyle, yalnızca ormanı vurgulayarak tamamlamış kompozisyonu.

Şeker Ahmet Paşa, Ormanda Oduncu

Esen kalın.