“Fransa! Fransa!” diye bağıran ilk kısmın ardından “Neşet Günal aslında ne yaptı?” sorusuna cevap veren yazımıza hoş geldiniz. Çok kısa bir özet geçecek olursam, ilk kısımda Türk resminin üzerindeki Fransız etkisinden ve bunun sebebinden bahsetmiştim. Neşet Günal’ın da içlerinde yer aldığı birçok sanatçımız isimlerini belirttiğim sanatçıların ya atölyelerinde bizzat bulunarak onlardan bir şeyler öğrenmişti ya da gezip gördükleri eserlerini inceleyerek analizler yapmışlardı. Ama ne olursa olsun bize çok şey katmışlardı.

Çocuklar, 1996

Şimdi gönül rahatlığı ile Neşet Günal’dan bahsedebilirim. 1923 senesinde Nevşehir’de doğduğunu bildiğimiz sanatçı oldukça uzun bir ömür sürmüştür. 17 yaşındayken şu anki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne girmiştir. Bakış Açısı adıyla kendi oluşturduğum serinin, ilk yazısını Nurullah Berk üzerine yazmıştım. Neşet Günal’ın da bu okula girdiği zaman ilk hocası Nurullah Berk’tir. Nurullah Berk ile birlikte Sabri Berkel de diğer bir hocasıydı. İlerleyen dönemlerde kendisine de yer vermekten büyük keyif duyacağım.

Mola, 1962

1946 yılında yani yaşı 23’ü gösterdiğinde bu okuldan mezun oldu ve Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde çalışmaya başladı. Dekor düzenleri ile alakalı işini 25 yaşındayken bıraktı ve eğitimine devam etmek için Paris’e gitti. İşte bu noktadan itibaren, Neşet Günal’ın tarzının oluştuğunu görmeye başlayacağız. Çünkü oraya asıl gitme amacı fresk tekniğini öğrenmekti. Freski öğrenmesi demek büyük ebatlı çalışmalar konusunda kendini ileriye taşıyabileceği anlamına da gelmektedir. Bizzat İzmir Resim ve Heykel Müzesi’ndeki eserinin boyutlarının büyük olduğunu hatırlıyorum. Genelde de eserleri 150×150 cm ya da 145×245 cm gibi büyük ölçülerdedir. Freski öğrenmesinin bu açıdan ona büyük fayda sağladığını düşünüyorum.

Korkuluk, 1987

Paris’te öncelikle ilk yazımda da adından bahsettiğim Andre Lhote’un atölyesine girmiştir. Sonraki çalıştığı atölye ise Fernand Leger’nin atölyesi olmuştur. 1950-54 yıllarında da Paris Güzel Sanatlar Yüksekokulu‘nda da fresk öğrenimi görmüştür. İstanbul’a geri dönmesiyle de hemen Akademi’de çalışmaya başlamıştır. Elbette Neşet Günal’ın Paris macerası burada son bulmamıştı. 1963 senesinde ilk gidişinde olduğu gibi burs kazandı ve Paris’e tekrar gitti. Uygulamalı Sanatlar Okulu’nda vitray ve duvar halısı üzerinde çalışıp 1964 senesinde geri dönerek Akademi’de atölye hocası oldu. Emekliye ayrılmadan evvel de yaklaşık beş sene kadar Resim Bölümü’nün başkanlığını yapmıştır.

Duvar Dibi, 1981

Az evvel söylediğim gibi Neşet Günal’ın Paris’teki ilk atölyesi Andre Lhote’unkiydi. Heykeltıraş ve ressam olan Lhote, manzara, portre ya da natürmort ağırlıklı eserler yapan bir sanatçıydı. Fovizm ve Kübizm gibi 20. yüzyılın önemli sanat akımlarından etkilenmiş ve Türk resmindeki D Grubu’nu oldukça etkilemiştir. Zaten bu Fransız sanatçı, bir evvelki yazıda bahsettiğim Metzinger ve Gleizes adlı sanatçılarla ortak sergide bulunmuş da bir isimdir. Anlayacağınız şu ki, bütün sanatçıların birbirlerinden etkilenmeleri kaçınılmaz olmuştur.

Andre Lhote, Paris’in Yargısı, 1924

Lhote’tan sonra Leger’nin atölyesine geçen Günal’ın özellikle bazı eserleri var ki Leger’nin figür anlayışından çok fazla etkilendiğini görüyoruz. Ben birkaç cümle daha sarf ettikten sonra örnek resmi hemen aşağıda göreceksiniz. Eserlerinde ağırlıklı olarak kübik formlara rastladığımız Leger, ilk eserlerinde daha çok “İzlenimci” etki barındıran çalışmalar yapsa da içinde hep bir geometri barındırmıştı. Kendine has üslubunu da 10-15 sene içerisinde oturtmuş ve başka sanatçıları etkileyebilecek tutarlı bir form haline getirmiştir.

(sol) Neşet Günal, Üç Güzeller, 1951
(sağ) Fernand Leger, Üç Karakter, 1924

Bu etkiler ışığında, Neşet Günal’ın eserlerinde Anadolu insanının yaşam zorlukları, tarlalar, çocuklar, köylüler ve bunlar gibi nice çeşitli kompozisyonlar sıklıkla karşılaştığımız konular olmuştur. Farklı tarihlerde yaptığı birçok çocuk resminin yanı sıra birçok korkuluk da resmetmiştir. Resimlerinde genellikle soluk toprak tonları dikkat çeker. Biçimsel olarak kübist akıma yakın eserler yapsa da aslında figürlerinde yuvarlak hatlar hakimdir. Ama en önemli özelliği figürlerinin el ve ayaklarındaki biçimsel bozulmalardır. Büyük el ve ayaklar figürlerin belki de ilk dikkat çeken yönleridir. Soluk tonların yanına bu büyük ayakların çıplaklığı eklendiğinde bizi çaresiz ve umutsuz bir hava karşılar. Çocukların kuru toprak üzerinde çıplak ayakları, yüzlerindeki hüzün, havanın kasveti ve Anadolu gerçekleri de bize bunu en iyi yansıtan kompozisyondur.

Çocuklar, 1963

Dananın Ölümü, 1963

Yani birçok Türk sanatçımız gibi Anadolu’yu bambaşka bir yere koyan sanatçılardandı Neşet Günal. Yazılan çizilen birçok şeyi kenara koymak gerekirse onun Anadolu gerçeği resimlerinde bizzat gösterdiği şekildeydi. 79 yıllık ömrüne düşen ilham da insan hayatını, göz ardı edilmemesi gereken yanlarıyla yansıtmasına yetmiştir.

Toprak Adam, 1974

Esen kalın…