Bazen tek içimlik karton bir meyve suyu alırız. Pipeti takar ve içmeye başlarız. Kimimiz dibini pek zorlamaz ve son birkaç fırtı bırakıp çöpe atar kartonu. Kimimiz de tek bir damla bile bırakmamak için pipet ile hepsini çekmeye çalışır. Hatta kartonu sağa sola yatırarak köşelere gizlenen damlacıkları da içer. Sanatı da aynı bu şekilde, tek bir damla bile bırakmadan pipetle çekmek lazım. Bulduğun zaman sonuna kadar tüketmek, yemek ve içmek lazımdır. Bu yazıda da aynısını yapacağız. Sanatçının adının, bize neyi çağrıştırdığının üzerinde duracağız. Sonunda da gördüklerimizin bize Mümtaz Yener’i hatırlatmasını sağlayacağız; ancak sabırsız olmamak şartıyla.

Mümtaz Yener, Bir Kadın Portresi
1940

Mümtaz Yener, 1935 yılında yani 17 yaşındayken İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmiş. 8 yıl boyunca süren eğitiminde Leopold Levy ve İbrahim Çallı gibi önemli sanatçı ve hocaların atölyelerinde ders almış. Hemen üstte gördüğünüz “Bir Kadın Portresi” adlı eser, Mümtaz Yener’in 1940 yılında okulun karma sergisine katıldığı ve ödül aldığı yağlıboya resmidir. Bu noktada, sanatçının kronolojisinde ileriye gitmeden evvel buraya nasıl gelindiğine bir bakalım.

Mümtaz Yener, Bozulmuş Makinalar

1937 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’ne hoca olarak gelmiş ve resim bölümü başkanlığı yapmış Leopold Levy, 1950 yılına dek bu görevini yerine getirmiş bir isim. Özellikle de bu zaman aralığı, hem Akademi için hem de Türk Resmi için bazı değişimlerin başladığı bir dönem de olmuştur. 1937 yılı aynı zamanda Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun da Akademi’de göreve başladığı tarihtir. Eyüboğlu’nun, aynı zamanda Levy’nin asistanlarından bir tanesi olarak ondan etkilendiğini de söylemek mümkündür. Hatta bu doğrultuda, Bedri Rahmi’nin 10 öğrencisinin ilk sergi girişimi ile resmi anlamda temelini attıkları “10’lar Grubu”nda Levy’nin etkisi olduğunu da göz ardı etmemek gereklidir.

Turgut Atalay, Balık Ayıklayanlar
1939

Akademi için belki de o dönemde beklenmeyen gelişme, muhtemelen Levy’nin başkanlık dönemindeki toplumcu bakış açısıyla pekişen öğrenci tuvalleriydi. Aslında gayet yeterli zemin olmasına karşın pek de sıkı sıkıya bağlanılmayan modern resimdense, halkın bizzat kendisine dönülmesi ya da Anadolu toprağına yer verilmesi oldukça ilginç bir olaydır diyebiliriz. Uzun yıllardır yurtdışı gelişmelerine açık olduğumuz gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda, çok daha beklenmedik konular ya da gelenekler görmek bizi pek şaşırtmayacaktır. Ancak tam aksine, Nuri İyem, Turgut Atalay veya Mümtaz Yener gibi sanatçıların sanatı bize başka bir bakış açısı kazandırmıştır.

Nuri İyem, Nalbant, 1944 (Akademi birinciliği)

“d” Grubu 1930lu yıllardan itibaren ilk önemli çağdaş resim girişimlerinden birisini teşkil etse de, onlardan daha yeni bir zihniyetin gerekliliği “Yeniler Grubu”nun temelini hazırlamış. Elbette bu gereklilik bizlerin değil, o dönem sanatçılarının vizyonu çerçevesinde gerçekleşmiş. Biz aralarındaki farklılıklara dikkat etmekten ve çıkarımlarda bulunmaktan fazlasını yaptığımız takdirde zaten bir yan seçmiş oluruz. Burada en son yapmamız gereken şey de budur.

“Yeniler” biraz da Leopold Levy’nin ışığından etkilenmiş olsalar gerek ki, resim sanatının temellerinin ancak ve ancak halkın gerçeğini algılayarak ve yorumlayarak sağlam olacağına kanaat getirmişler. Şu da önemli bir bilgi, okuduklarım ve bildiklerim kadarıyla ilk kez Avrupa eğitimi almayan sanatçılardan oluşan grup da “Yeniler Grubu”dur. Bu, yurtdışındaki sanat akımlarına karşı olan engelleyici dik duruşun altına yatan nedenlerden belki de en önemlisi olarak düşünülebilir. Zaten toplum temellendirmesi ve onun “gerçek” olarak vurgulanan yanı, istemeden dahi olsa insanı Anadolu’ya sürüklüyor. Toplumun gerçek yanı dendiğinde de herkesin kafasında bir şeyler canlanacağına eminim.

Mümtaz Yener, Karıncalar Geliyor

Tüm bunları göz önünde bulundurarak da şöyle bir sonuca varmak mümkündür; Türk Resmi, yabancı akım ve sanatçıların sanatının kopyalanması ile değil kendi içinde sahip olduğu gerçekleri ile kalkınmalıdır. Zaten Türk Resmi bunca zaman Avrupa’yı trenin en arka vagonundan takip ediyorken ne diye hala aynı yoldan gidelim ki? “Yenilerin” böyle hareket ettikleri ortadadır. Bu kısmı Mümtaz Yener’in sanatıyla ve karıncalarıyla biraz daha irdelemek için ise gelecek yazıda görüşeceğiz, esen kalın…

Okur, yazar, çizer, gezer, vakit buldukça da fotoğraf çeker. Ege Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrencisi.