Artık biliyorum, kimi röportajlarda Yavuz Pak ile takvimlerin gösterdiğinden de uzun senelere gittiğimiz oluyor. Öyle, ansızın, durup dururken.

Alev Sezer’i dinlerken, nasıl oldu bilmem kendimi 1978’de izlediğim, Asuman Korad’ın yönettiği “Yasalar ve İnsan – Billy Budd”ta buluverdim.

“Edward Fairfax Vere” rolünde Zafer Ergin, “Philip Michael Saymour” Alp Öyken, “John Rateliffe” Oytun Şanal, “Gardiner” Tamer Levent, “John Clagart” İstemi Betil, “Borman Wyatt” Numan Pakner ve “Billy Budd” yorumuyla belleğimde taptaze kalmış bir Alev Sezer.

Hatıraların geçit resmi:

“Amedeus”ta Alev Sezer.

“Söz Veriyorum”, “Candida ” , “Meçhul Asker ve Karısı”, “İnsan Maier”de Alev Sezer.

Bütün o oyunlar, o içe işleyen ses.

1997’nin Eylül’üydü. Alev Sezer’in ölüm haberi gelmişti. O kadar erken bir vedaydı ki, inanması, kabullenmesi zordu. Çok zordu. Hatta imkânsız!

Bir an için daldığım geçmişten, yaşadığımız ana geri döndüm yeniden. Bir parça eflatun, bir parça lacivert düşüverdi yıprak, tozlu sahneye. Fon perdesinin, dekorların arasından süzülen ışığa takıldı gözüm.

Uzaklarda kalan bir zamandan da olsa, replikler akmaya başladı belleğimden.

“Tek tutkuyla, tiyatroyla bir hayat,” diye mırıldandım ister istemez. Tiyatroyla yaşamış, tiyatroyla var olmuş herkes.

Birden kulise açılan koridorda Ferdi Merter, Erol Kadeseci, Oytun Şanal, Cüneyt Çakışkur, Haluk Kurtoğlu’nu görür gibi oldum. Ruhlarımız birbirine karışmış gibiydi ya da öyle hissettim. Bilemiyorum.

Ve şimdi karşımızda yirmi üç yaşında genç bir aktör var.

Adı: Alev.

Soyadı: Sezer.

Hani derler ya, tam anlamıyla babasının oğlu. Benzerlikleri şaşırtıcı. Özellikle de yüz ifadeleri. Hele saç şekilleri. Daha da ileri gidip konservatuvar mezuniyet oyununda, Celal Kadri’nin yönettiği “Amedeus”ta, babasının rolünü, ‘Amedeus Mozart’ı üstlendiğini söylesem…

Aslında birkaç sezon önce, “Ölü Ozanlar Derneği”nde yaşar kıldığı “Charlie” karakteriyle tanımıştık onu. Hemen sonrasında “Oz Büyücüsü”, “Küçük Prens” ve “BU21 ” gelmişti. Sahi, Direklerarası 2018 Tiyatro Seyirci Ödülleri kapsamında, Tiyatro Fin “BU21” ile ‘Umut Veren Yeni Tiyatro Grubu’ ödülüne değer bulundu geçtiğimiz hafta. Ve bir güzel haber daha, Almanya’da gerçekleştirilecek olan, Berlin Theather 28 Tiyatro Festivali’ne katılmaya hazırlanıyorlar.

Hatırlıyorum; 1 Mart 2019 akşamı, Yavuz ile Baba Sahne’ye “BU21” i izlemeye gitmiştik. Fuayede kimler yoktu ki Sermin Hürmeriç, Yıldız Kültür, Arsen Gürzap, Can Gürzap, Cem Kurtoğlu… Genç oyuncular için ne güzel bir destek, güven ve sahiplenilme hissiydi bu.

Oyun dakikalarca devam eden alkışlarla sona erdiğinde Yavuz ile göz göze geldik, konuşmamıza, fikir sormamıza gerek yoktu; “Dionysos’un Çocukları ” adlı röportaj dizimizin ‘en genç konuğu’ Alev Sezer olacaktı. Öyle de oldu.

Alev Sezer ile tiyatrodan konuştuk. Hayattan, projelerinden ama en çok “BU21” den…

Şimdi, yani birazdan ses kaydını yeniden dinleyip yazma, anlatma, sizlerle paylaşma zamanı.

Pınar Çekirge: “BU21″de, daha önce bahsettiğim gibi, titiz, dinamik, bir o kadar da samimi bir sahne üstü çalışmasının varlığını hissetmiştim. İzleyicinin dikkatini, düşünce yoğunluğunu, oyunun özünü bozmadan, dramatik anlatım imkânlarını çok iyi bir biçimde sunmuştunuz. Ayrıca etkili müzik, hareket düzeni, koreografi ile etkileyici bir işitsel ve görsel bütünlük sağlanmıştı. Belli bir düzeyin üstüne çıkan oyuncu performansları da, bana göre, övgüye değer.

“BU21”, “Küçük Prens”te rejisör olarak başlangıçta kurduğun hayale eriştin mi?

Alev Sezer: Öncelikle belirtmeliyim ki, çok güzel bir deneyim oldu benim için. “BU21” ilk yetişkin oyunumdu yönetmen olarak. Hayale ne ölçüde eriştiğimi şöyle açıklayabilirim, heyecan ve mutlulukla çalıştık. Kenter Tiyatrosu’nda, prömiyer akşamı gördüğümüz ilgi çok güzeldi.

Pınar Çekirge: “Küçük Prens”, “Oz Büyücüsü”nde olduğu gibi hem yönettin hem oynadın.

Alev Sezer: Aynen. İki buçuk ay süren provalarda kolektif bir çalışma yaptık. Başta Aytuğ Erdil olmak üzere tüm kadrodan yardım ve destek gördüm. Aslında oyunu beraber yönettik diyebilirim. Sahi, yer bulamadığımızdan provaların çoğu bizim evde yapıldı. Aytuğ ile çıkartmalar, ilaveler, değişikliklerle dolu bir reji defteri hazırlamıştık. Demin de belirttiğim gibi, yetişkin tiyatrosu olarak yönetmenliğini yaptığım ilk oyunum “BU21” oldu. Ayrıca, bildiğiniz gibi, Fin Tiyatro dışında, ‘Düşler Perdesi’ adında bir çocuk tiyatrosu ekibimiz var. Yaklaşık üç senedir aktif olarak çocuk oyunları yapıyoruz.

Pınar Çekirge: Bu ekip nasıl bir araya geldi, diye sorsam?

Alev Sezer: Şöyle söyleyeyim, hepimiz İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunlarıyız. Açıkçası konservatuvardan mezun olduktan sonra, bağları neredeyse hiç kopmayan bir arkadaş grubuyduk. Uzun zamandır doğru bir oyun arıyorduk. Nihayet, “BU21’de karar kıldığımız an herkesi bir araya getirmeye çalıştım. Ekipteki çoğu arkadaşım zaten dışarıda birkaç oyunda ve devlet tiyatrosunda görev alan oyunculardı. Buna ilaveten, elimizde, hem paslaşarak hem bireysel olarak sahnede var olabildiğimiz, tadına vararak sahneleyebileceğimiz bir tekst mevcuttu. Çalışmayla ilgili olarak itiraf etmeliyim ki beni en çok kendine çeken yan bu özellikti. Güzel, sıcak bir enerji yakaladık, diyebilirim.

Pınar Çekirge: Sinema filmi var mı planların arasında?

Alev Sezer: Sinemaya bir tutkum var. Hem oyuncu olarak hem de ekibimi kurup  istediğim hikâyeyi anlatmak, sözümü beyaz perdede de söylemek için. Ama acelem yok, her şeyden önce uygun bir proje olmalı.

Pınar Çekirge: Alev Sezer ile kıyaslanma durumunu hissediyor musun?

Alev Sezer: Haldun Dormen, Haluk Bilginer ya da Devlet Tiyatrosu oyuncularıyla karşılaştığımda hemen hep aynı cümleyi duyuyorum. “Bambaşka ve çok değerli bir insandı baban.” Nasıl desem, bende, yüzümde, gözlerimde, sözcüklerimde, oyunculuğumda ondan bir şeyler arıyorlar. Farklı bir duygu bu. Ve ağır bir sorumluluğu beraberinde getiriyor ister istemez.

Pınar Çekirge: Annen çok direnmiş, çaba göstermiş oyuncu olman için, oyuncu seçmelerine filan katılmışsın çocuk yaşlardayken. Pek de isteğin yokmuş sanki dediğine göre. Ta lise son sınıfa kadar. Peki, baban hayatta olsaydı acaba nasıl bakardı tiyatroyla ilgilenmene?

Alev Sezer: Belki karşı çıkardı diyeceğim. Şaka tabii. Annem de, babamı yakından tanıyanlar da “Bu isteğini her koşulda mutlaka desteklerdi ama kesinlikle özel bir çaba  göstermezdi,” diyorlar.

Sahneye yaraşan fiziği, abartısız, samimi oyunculuğu kadar milimetre şaşmayan, derme çatmalıktan uzak özenli reji anlayışı, mütevazı tavrıyla da gelecek vadeden bir aktör Alev Sezer.

Hani nasıl derler; tek tutkuyla, yani tiyatroyla, bir hayat…