Bugünlerde adını sıkça duyduğumuz bir yaşam felsefesi var; minimalizm. Resimden müziğe, mimariden tasarıma kadar pek çok alanı etkileyen bu akım elbette ki fotoğrafta da kendine yer buldu. Peki minimalizm nasıl doğdu, nedir ve en önemlisi ne değildir? Hadi gelin şu kargaşayı arkamızda bırakalım ve biraz sadelikten konuşalım.

Minimalizm için sadeliği savunan azla yetinme sanatı, desek sanırım hata etmiş olmayız. 1900lü yıllarda Rus ressam Kazimir Malevich’in beyaz üzerine siyah bir kareden oluşan “Siyah Kare” (Black Square) isimli tablosuyla başlamış her şey. Sonrasında da renkleri ve biçimleri en yalın haliyle kullanma geleneği bir sanat akımına dönüşmüş.

Ludwig Mies van der Rohe bu akım için şöyle diyor; “Minimalizm fakirlik, yoksunluk, eksiklik değildir, aksine bilinçli bir tercihtir; zor olanı seçmektir, azı çok yapmaktır.” Peki minimal bir fotoğraf çekmek istiyorsak neyi az, neyi çok yapmamız gerek? Bir kere çok yalın düşünmekle başlayabiliriz. Fotoğrafta dikkat çekmek istediğimiz objenin sayısını en aza indirmeliyiz. Odaklanılan nesneden kalan boş alana negatif alan denir, işte negatif alana bir hayli yer açmamız şart. Çekeceğimiz şeyin gölgede ve ışıkta verdiği etki de fotoğrafı etkileyen bir başka nokta. Arka plan rengiyle öndeki nesnenin rengini öyle ayarlamamız lazım ki göz bir anda o noktaya kaysın. Çölün o sarı sıcak kumları üzerinde yürüyen kırmızı gömlekli bir adam düşünelim mesela. İşte bu kadar basit!

Peki minimal fotoğrafta neler yok? Geleneksel bir bakış, sembolizm, karmaşık formlar, temalar ya da kafa karıştırıcı kompozisyon, istenmeyenler listemizde. Onun yerine kompozisyonun boşalttığı yere dikkat çekmek istediğimiz unsuru yerleştiriyoruz. Bu bir objenin yarısı ya da tüm hali de olabilir. Kesinlikle bir bütün oluşturmamız lazım, diyerek kendimizi zorlamamıza gerek yok. Bir kelebeğin kanadını da çekebiliriz, bir arabanın yarısını da. Fotoğrafa bakan kişinin dikkatini çekecek kadar yeterli alan var mı fotoğrafta, buna bakalım yeter. Karmaşadan, renk karışıklığından uzak durarak fotoğrafı olabildiğince sadeleştiriyoruz.

Tüm bunların yanı sıra minimal fotoğraf dediğimiz şey olabildiğince dolaysız olmalı. Şair burada ne demek istiyor, diye uzun uzun şiire baktırmamalı. Orhan Veli gibi baharsa baharı, sandalsa sandalı anlatmalı. Kişisel ifadeyi en aza indiriyoruz yani. İşimiz aslında çok kolay. Mesela geometrik desenlerden, mimari formlardan yararlanıp karmaşık bir manzaradan  bile minimal bir eser çıkarabilmek mümkün. Fotoğrafa bir yapının öyle bir kesitini alırız ki tek başına o kesit bize koca binanın dilini anlatabilir. Çünkü “Detaylar azaldıkça hayal gücüne daha çok yer kalır.’’

Özellikle detayına inmeden çektiğimiz tekrarlayan şekillerden oluşan minimalist fotoğraflar bu akımın olmazsa olmazı. Ben en çok tekrarlayan renk, nesne ilişkisini seviyorum. Her ne kadar kimileri katı bir bakışla minimal fotoğrafların kesinlikle “olanı olduğu gibi” göstermesi gerektiğine ve bir anlam yüklenmemesi gerektiğine inansa yahut inandırsa da bizi, tekrar eden şekiller size de süregelen bir hayatın devinimini ifade etmiyor mu? Galiba bu noktada biraz da izleyicinin o fotoğrafa bakarken ne anlam yüklediği önemli.

Gitmeden minimal fotoğrafçılığa bir ara verip minimalizm üzerine izlediğim çok etkileyici bir belgesel tavsiye etmek istiyorum bugün size. “Minimalism” isimli belgeselde hayatlarını bu felsefe üzerine yaşayan insanların yaşam kalitelerindeki değişiklik anlatılmış. Kendi hayatınızda uygulayabileceğiniz belli başlı ipuçları var belgeselde. Bizzat denedim ve işe yaradığını söyleyebilirim.

Minimalism Belgeseli;

Bir diğer tavsiyem de Youtube’dan aşina olduğunuz Barış Özcan’a ait bir video. Kelimeler Arasında isimli videosunda Barış Özcan kelimeleri atıp sadece noktalama işaretlerinden, yani boşluğun güzelliğinden bahsetmiş. Sessizliğin sesindeki beyaz boşluk ve bahsi geçen bu video beni oldukça düşündürmüştüler. Yapılan bir araştırmada dünyaca ünlü bazı romanlardan kelimeler çıkarılıp sadece noktalama işaretleri elenmiş. Her işarete bir renk atanmış ve çıkan desenler muhteşem. Daha fazlasını Özcan’ın anlatımıyla izleyebilirsiniz.

Barış Özcan- Kelimeler Arasında

Son olarak biraz hayatınıza, biraz evinize düzen getirmek istiyorsanız minimalist yaşam felsefesiyle  tavsiyelerde bulunan Marie Kondo ile tanıştırmak istiyorum sizleri. Türkçe’ye “Derle, Topla, Rahatla” olarak çevrilen kitabını internet üzerinden incelemeniz mümkün. Onun tavsiyelerinden de çok şeyi hayatımda uyguladım ve kendisini başarılı buldum.

Hayatın hangi alanında olursa olsun eğer sizin için de “az her zaman fazla” olansa bu felsefe hayatınızı sadeleştiren ve güzelleştiren bir deneyim. Fotoğraf sanatında gösterişten uzak, su gibi eserler üretebilmek için de minimalizm biçilmiş kaftan. Size birkaç tane daha minimal fotoğraf örneği sunuyor bu haftalık veda ediyorum. Sadelikle..