Tül mavisi bir ışık düşmüştü sahneye. Barış Dinçel’in göz alıcı, oyunda geçen simgesel özelliklerin altını başarıyla çizen, sürreal dekor çalışması yine muhteşemdi. Dahası, bütün o tanıdık eşyalar. O kanepe. Pencere kenarında sardunya saksıları. Dantel perde. Belli belirsiz bir çivit kokusu. Kendimi çocukluğumun kabul günlerinde buluverdim birden. Yere öylesine serpiştirilmiş plak kapları dikkatimi çekti sonra. Emel Sayın’ın “Son On Yılın En Sevilen On Şarkısı” adlı uzun çaları. Sezen Aksu, Erol Evgin, Zeki Müren.

Fonda Muzaffer İlkar’ın bestesi: ‘Aşiyan’

Tahta sandığın kenarında duran oyuncak bebek, aynası eprimiş konsol, çoktan sepya rengi gölgelerin yürüdüğü eski zaman fotoğrafları. Nasıl desem, içimi nicedir kemiren bir şey, belki bir şeyler bulduğumu fark ettim sahnede. Tül mavisi ışık koyulaşıyordu giderek. Yüreğimin pasını dışarı atarcasına bir küf tadı gelip yerleşiverdi dilime. O avizeyi o kadar iyi hatırlıyordum ki.

Yüzleşmeye hazır mıydım sahiden? O cesaretim var mıydı Deniz gibi? Yoksa ben de…

Bir kalp ya, benim için atan bir kalp.Her şeyi değiştirirdi.Ama şimdi..’’

“… bir tek babamın masallarına inandım ! O da çok kısa sürdü.Benim sana masal anlatacak kadar güneşim yok ! Ben karanlığım.Karanlıktayım ! Gölgesine bile bakamayan bir karartıyım’’

“Benim anne olmaya değil, çocuk olmaya ihtiyacım var…’’

“Hemencecik büyüdüm, dönen eteğimi giymedim bir daha. Annemi hep güldürmeye çalıştım ama bir büyüğün bir çocuğu güldürmeye çalışması gibi. Kimseyle arkadaşlık edemedim derinine. Üç fakülte de yarım kaldı. Hep onun için. Onun yüzünden diyemiyorum çünkü, annemi seviyorum baba, ama onun annesi olmaktan yoruldum..

“Her şey geçer anne. Sen hayatı kendine kahrederek beni lanetledin, farkında değil misin ?

Otuz yaşındaydı genç bir kadın.Yirmi üç sene önce yaşadığı travmanın tesirinden kurtulamamıştı bir türlü. Üstelik alkol bağımlısı annenin yarattığı patolojik ortamda iyice kendine kilitlenmiş, bir iç sürgünden diğerine sürüklenip durmuştu. Bombalı saldırıda ölen baba, intihar eden babaanne…Hep yarım kalmış fakülteler, yarım bırakılmış hayatlar, ilişkiler… Yüzleşme cesareti bulamadığı kaygı bozuklukları, yalnızlığın bilediği gerçek ve gerçek dışı korkular… Agorafobiye yenik düşüşünün ardında yatan bütün bu psiko-dinamiklerdi aslında. Çaresizdi. Çıkışsızdı. Kimsesizdi. Kimliksizdi. Yere çalınmıştı. Yaralıydı üstelik .Tek sığınağı evdi, eviydi. Sokak, dış dünya, insanlardan kaçıyordu. Bitmeyen bir sürek avında hissediyordu kendini. Acısı katmerleşmişti. Acısı ağırdı, kurşun gibi ağır. Gözyaşlarıyla elemleri, ıssızlıkları suluyordu nicedir. Yarından ürküyordu.Hepimizin bir envanteriydi aslında.

Cem Emüler teksti çok iyi yorumlamış ve neredeyse her repliği özenle şekillendiren, her hareketi, mimiği anlamsal ve duygusal boyutuna yerleştiren, oyuncudan yüksek performans bekleyen, kusursuz bir anlayışla sahneye taşımış.

“Aşiyan”ı yazan ve oynayan Bihter Dinçel daha ilk antresiyle izleyiciyi alıp oyunun içine götürüyor. Her sahnede son derece doğal, sahici, düşmeyen oyunculuk temposuyla harikalar yaratıyor. Öyle ki, Bihter Dinçel creative ve bilinçli oyunculuk tekniği, beden dili  ve sahne hakimiyetiyle Deniz rolünde unutulmayacak (hala tesirini hissettiğim o duygusal sarsıntı ve kriz anları) derecede üstün, adeta crescendo gibi doruğa çıkan, bir karakter yorumuma imza atmakta. Dahası sahnenin her köşesini eksiksiz ve ustaca kullanarak, tekste geçen her hadisenin, aktarılan her duygunun gerçekten yaşandığını seyirciye duyumsatıyor. Üstün ve doğal oyunculuk gerekliliğine dayalı teksti, sade, abartısız, zengin bir oyunculuk yorumuyla ve en yetkin biçimde izleyiciye yansıtıyor. Kimi sahnelerde, Deniz’i oyun kahramanından çıkartıp izleyiciye kendisiymiş gibi algılatıyor.

“Aşiyan” tekst, dekor, giysi, ışık tasarımı, rejisi, inandırıcılığı, etkili anlatımı, oyunculuğuyla başlı başına bir zirve, bana göre.

Her repliği, her ayrıntısıyla üstün düzeyde bir yapım izlemek isteyenler ve özellikle günümüz Türk tiyatrosunun kaydını tutanlar için, kesinlikle kaçırılmaması gereken, belleklerden yıllar yılı silinmeyecek gerçek bir tiyatro hadisesi.