Her şeyin başlangıcına gidiyoruz bugün. Yazıdan, ateşten, hatta insanlıktan da öncesine giden bir trene biniyoruz. Kaos’a gidiyoruz…

Not: Biraz sonra karşılaşacağınız ve sonraki tüm hikâyelerimde de denk geleceğiniz isim bombardımanı için lütfen kusuruma bakmayın.

Evet efendim…

Kaos denen büyük boşluktan elbet haberiniz vardır. Önce her şey toz bulutuydu denilen şey bu Kaos. Kaos’u tanrı olarak gören de var. Kaos, “doğa” yani Gaia’yı yaratıyor. Gaia’dan Uranos yani “gökyüzü”, Uranos ve Gaia’nın birleşmesinden de Kronos yani “zaman” ve diğer Titanlar dünyaya geliyor. Gaia ve Uranos teoride kardeş ancak ikisinin sevişmesi birçok şeyi beraberinde getiriyor.

Enseste takılmayın zira etrafımızda aktif olarak müridi bulunan tüm dinlere göre de ensest gayet meşru. Erkekler için konuşuyorum, ilk sevişmenizi düşünün. Uranos, müthiş bir zevk almış olacak ki dünyayı suyla kaplayacak kadar boşalabilmiş. İlk olarak doğadaki göller ve denizleri oluşturmuş bu muazzam orgazm. Buna günümüz tabiriyle can suyu da deniyor.

Gaia’nın yani doğanın ya da diğer bir deyişle Toprak Ana’nın can suyu, Uranos’un yani gökyüzünün aldığı büyük zevktir. Bu sizi şaşırtmasın, bildiğiniz yağmur. Tabii bunlar ilk mahsuller. Sevişmeleri devam ettikçe yeryüzünde yaşayan diğer varlıklar da ortaya çıkıyor. Bir sonraki hikâyemde değineceğim Kozmik Savaş sırasında Zeus’a yardım edecek olan Kronos’un kardeşleri yüz kollu devlerin bahsi geçecek. İşte onlar ikinci mahsuller. Yüz kollu devlerin boyutları devasa. Çok fazla başları ve kolları var. Yüz kollu devlerin akabinde “Cyclops”lar doğuyor. “Cyclops”lar da yeterince büyük ancak en belirgin özellikleri boynuzlu ve tek gözlü olmaları. Ayırt edici bir özellikleri daha var ki yine ilerleyen zamanlarda daha detaylı inceleyeceğimiz demircilik. Bir sonraki konumuzda yakinen inceleyeceğimiz Zeus’un sürekli kullandığı meşhur şimşeğini veren de bu “Cyclops”lar.

Sonrası zaten malumunuz. Kronos, Rhea ve diğer Titanlar doğuyor. Hyperion, Oceanos, Memoisen gibi isimlerin size bir yerlerden tanıdık geldiğini hissediyorum. Bkz. Hiper ışınları, okyanus, hafıza vs…

Rekabet, Titanlar doğar doğmaz başlıyor elbet. Hepsine hükmedecek tek bir Titan aralarından hızlıca sıyrılıyor. Bilin bakalım kim? Zaman! Yani Kronos!

Modern tanrıları yaratan kişi, insan ırkının da yaratılmasına doğrudan ya da dolaylı olarak vesile olan kişi de kendisi. İnsan ırkı yaratılana kadar çok değişik süreçler var. Ben bu süreçleri çok tercih ettiğim bir pizza markasının (tanıyanlar bilir) büyüme sürecine benzetiyorum. Uygun hamuru bulana ve lezzeti yakalayana kadar yüzlerce demo yapılıyor. Markanın kurucularının ilk pizzayı yaptıklarında pek randıman alamaması gibi tanrılar da insanları ilk denediklerinde olmadıklarını fark etmiş. Garip bir şey çıkmış ortaya. Bu arada anlattığım döneme Altın Çağ deniyor. Bahsi geçen tanrıların tümüne de Titanlar deniyor. Altın Çağ, Titanlar Çağı derken yavaş yavaş insanlığın yaradılışına geliniyor. Burada yine çok yakından tanıdığınız ya da en azından kulağınızın aşina olduğu biri var. Bu ismi biraz sonra öğreneceksiniz. Şimdilik biraz merak etmenizde sıkıntı yok. Konumuza dönelim, ilk girişimi Kronos başlatıyor ve ortaya Altın Irk diye bilinen ırk çıkıyor. Bu ırk, ne bir işin ucundan tutuyor ne de yaşlanıyor. Hiçbir şey yapmadan yalnızca yatan, ölmeyen, ağaçtan meyve, yerden sebze toplayan, tamamıyla tüketim endeksli bir ırk. Öyle ki bu çağda kimse etliye sütlüye de karışmıyor. Çünkü her şeyden yeterince mevcut, Gaia donatmış masayı. Dünya büyük ve yaşayan canlı sayısı çok az. Hayvanlar bile kendi hallerinde, birbirlerini yemeye ihtiyaç duymadan meyve ve sebzeyle besleniyor. Bu yüzden kimse savaşmak zorunda da kalmıyor. Haliyle bir süre sonra işin suyu çıkıyor. Kronos da bu arkadaşlara uyku büyüsü yaparak hepsini huzurlu bir şekilde uyutup uyandırmıyor.

Ölümsüzlüğün kendilerine özgü kalmasını isteyen Titanlar bir süre sonra başka ırk yaratmayı denememişler ama kendi aralarında da çiftleşmeye devam etmişler. Bir sürü Titan ve Tanrı türüyor bu dönemde. Bizim tanrılar da bu süre zarfında oluşuyor mesela. Kozmik savaş da işte tam bu dönemde gerçekleşmiş, Zeus şu sözleri söyleyerek çıkarıp masaya vurmuş. Zeus : ” Aziz yurttaşlarım, bir defa daha belirtiyorum ki silahlı kuvvetler, Aziz Helen milletinin hakkı olan refah ve mutluluğu, vatan ve milletin bütünlüğünü ve gittikçe etkisi azaltılmaya çalışılan Helenizm ilkelerine, yeniden güç ve işlerlik kazandırmak, kendi kendini kontrol edemeyen demokrasiyi, sağlam temeller üzerine oturtmak, kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalmıştır. ”

Not : Zeus’un açıklamasındaki virgülleri kendi ağzından okuduğu duraksamalara göre koydum.

Kozmik Savaş sonucunda Titanlar, Typhon ve diğer yaratıklar Tartarus’a (Etna Yanardağı) gönderilecek diğer hikâyede. Şu an dünyada yalnızca tanrılar var. Onlar da birbirleriyle uğraşamıyor. Ufak tefek fikir ayrılıkları oluyor tabii ancak kendilerine daha büyük bir meşgale arıyorlar. Canları sıkılıyor bir nevi. Akıllarına Kronos önderliğindeki Titanların sonu hüsranla biten Altın Irk denemesi geliyor. Bu projeyi geliştirmeye karar veriyorlar.

Uğraşlar sonucu yeni bir ırk yaratıyorlar. Bu sefer yaratılan ırkta da farklı sorunlar baş gösteriyor. Bunlarınki de uzun süre yaşamaları fakat geç olgunlaşmaları. Bu ırk tarihe Gümüş Irk olarak geçiyor. Düşünün, yetişkin olmalarına kadar geçen süre yüz yıl civarı. Yüz yaşında hala bebek olduğunuzu farz edin, aynısı. Bu ırk da böyle bir süre idare ediyor ancak tanrılar onlara da “Haydi siz biraz fazla yaşadınız artık bize tapabilirsiniz” dediklerinde “Bize öyle bir bilgi gelmedi” diyerek reddediyorlar. Zeus çok sinirleniyor ve onları sevimli yıldırımıyla bir güzel çarpıyor. (Allah çarpar terimi buradan türemiş olabilir.) Çarpılan ırk da otomatik olarak Tartarus’a gidiyor haliyle. Cehennemin en dibine…

Olanlara canı sıkılan Zeus, vakit kaybeden başka bir ırk yaratmak için girişimlere başlıyor. Yalnız bu sefer kullandığı materyali farklı seçiyor. Kil kullanıyor. Irk yaratılır yaratılmaz bronz madenini kullanmaya başladığı için Bronz Irk adını alıyor. Bu ırk diğerlerine nazaran daha kullanışlı gibi görünse de yine büyük bir yanılgıya düşülüyor. Bu sefer de ırkın çok saldırgan olduğuna tanıklık ediliyor. Bronzdan silahlar, zırhlar yapıp birbirine savaş açan bu ırk zaman içinde aralarında tek bir canlı dahi kalmayana dek yine kendileri tarafından soykırıma uğruyor. Nesilleri de böylece tükenmiş oluyor.

Velhasıl birkaç ırk daha denendikten sonra insan ırkının formülü bulunuyor ve ilk insan yaratılıyor. Ancak fark ediliyor ki insanlar amaçsızlar ve dünyada ne yapmaları gerektiğinden habersizler. Burada yukarıda bahsettiğim meşhuuur kişi devreye giriyor. İşte karşınızda Prometheus!

Prometheus, insan ırkını yaratan kişi olmamasına rağmen onları çok sevmiş ve onların bu amaçsızlığına çözüm bulmak için kolları sıvamış. Onların koruyuculuğunu ilk üstlenen kişi de bizzat kendisi. Rivayetlere göre insanlığa öğrettiği ilk şey tıp biliminin parçası olan anatomi olmuş. Bir boğa yakalamış, ortadan ikiye keserek kemiklerini ve organlarını insanlara tanıtmış. Boğayı avlarken avcılığı da öğretmiş olmuş aynı zamanda. Tabii insanlar mutlu. Yavaş yavaş iş güç sahibi olmaya, doğayı anlamlandırmaya başlamışlar. Lakin bazı tanrılar bu durumdan rahatsız olmuş zira insanlarda din diyanet namına bir uğraş henüz görülememiş. Zeus, Prometheus’u yanına çağırmış ve “Madem insanlarla aran iyi, git de bize tapmalarını söyle. Kestikleri hayvanın bir kısmını bize adamalılar yoksa bir dahaki sefere kesecek hayvan bulamazlar.” diyerek ikaz etmiş.

Prometheus, tarihteki öncü isyankârlardan biri aslında. Tanrılara tapılması gerektiğini düşünmüyor ancak Zeus’un dayatmasıyla öyle yapmaları gerektiğini insanlara aktarmak zorunda kalıyor. Prometheus bana hep ilkel bir peygamber gibi gelir. İnsanlığın yaratılışının üzerinden henüz çok zaman geçmediği günlerin birinde Zeus, insanlara bir güzellik yapıp ateşi bahşetmeye karar veriyor ancak tabii yine bir şartla. Bir boğa kurban etmelerini ve kendisine sunmalarını, karşılığında da çok güzel bir şey vereceğini söylüyor. Ancak takdir edersiniz ki henüz yaratılmış insanlar için devasa bir boğayı yakalamak o kadar kolay değil. Prometheus onlara bir kez öğretmiş ancak insanlar Prometheus kadar güçlü değil. Sonunda birkaç insan bir araya gelerek güç bela bir boğayı yakalıyor. Prometheus, insanların boğayı yakalama çabalarını görüyor ve hallerine üzülüyor. Zaten zor yakaladılar bir de en faydalı kısımlarını Zeus’a verip aç kalmalarına gönlü razı olmuyor. Bir plan yapıyor ve Zeus uyurken insanların yanına iniyor. Boğanın faydalı etlerini hayvanın derisine, kemiklerini de yağlarına sararak ki parça halinde paketliyor ve ertesi sabah Zeus’un seçmesi için bir kayanın üzerine bırakıyor. Zeus, içindeki etlerle birlikte daha lezzetli olacağını düşündüğü yağları tercih ediyor haliyle. Pişirmek için paketi açtığında görüyor ki yağa sarılı bir vaziyette yalnızca kemikler var. Deliriyor haliyle. İnsanlara ateşi vermekten vazgeçiyor. Neticede kandırılmış hissediyor. Ateşin verilmeyecek olmasına üzülen Prometheus ateşi insanlara vermek için bir plan yapıyor. Neticede insanların hayvanlardan farklı olması gerektiğini, ateşi kullanıp yiyeceklerini pişirerek yemesi gerektiğini düşünüyor. Plana göre Zeus uyurken Olympos Dağı’ndan ateşi çalıyor. Zeus uyanıp insanları izlemeye başladığındaysa ateşi kullandıklarını görüyor ve çılgına dönüyor. Hırsızlığı yapanın da Prometheus olduğunu anlamak zor değil haliyle. Tez elden cezasını vererek Prometheus’u Kaos ile dünya sınırındaki bir dağa götürüyor. Onu dağın zirvesine yakın bir kayaya zincirliyor ve bir kartalın akciğerini yemesini sağlıyor. Cezanın sürekli olması için de kartal tarafından yenilen ciğer her gün tekrar onarılıyor. Prometheus aynı acıyı tekrar tekrar çekiyor. Bu acı yüzyıllarca sürüyor. Cezaya göre Prometheus’un yerine geçmeye gönüllü olacak biri çıkana kadar ceza devam edecek. Rivayete göre, Truva Savaşı’ndan yaralı kurtulan bir insan başlı at olan Cheiron, yenilginin sorumluluğunu kendisi üstlendiğinden çilesini doldurmak için bu acıya talip oluyor ve ölümle yaşam arasındaki dağa geliyor. Prometheus’la uzaktan göz göze geldiklerinde Zeus olaya müdahale ederek Cheiron’u gökyüzüne gönderip ondan bir takımyıldız yapıyor.

Derler ki bu esnada Herakles de oralardaymış ve bir süre sonra kartalı tek bir sopa darbesiyle öldürerek Prometheus’un acısını bitirmiş.

Herakles’e tarih boyunca çok zorlu görevler veriliyor. İlerleyen zamanlardan bu görevlerden birkaçını daha sizlere hikâye olarak anlatacağım.

Yaradılışa kısaca değinmiş olduk. Zira fark etmeden binlerce yılı geçirmiş bulunduk. Kronos yine yaptı yapacağını yani. Günümüze de etki ediyor mu bilmiyor ancak bunu hissettiğim zamanlar oluyor. Kronos’un etkisini yani. Bazen o kadar hızlı akıyor ki zaman, hayret ediyorum. Geçen sene bugün nerede, kimlerle olduğumu hatırlıyorum da şimdi çok uzak geliyor o günler. Sanki gerçekten binlerce yıl geçmiş gibi. Binlerce yıl geçmiş kadar değişiyoruz arkadaşlar. Heyecanımızı kaybediyoruz yavaş yavaş. Motivasyonunuzu diri tutacak şeylerin hep sizi bulması dileğiyle…

Son