Jacques-Louis David’e ait olan, resmedildiği dönemde halk tarafından ilgiyle karşılanan Horas Kardeşlerin Yemini, Horatiiler’in Yemini veya Horaslar’ın Yemini olarak adlandırdığımız Neoklasik dönem özellikleri taşıyan bu resmi inceleyeceğiz.

Jacques Louis David, Otoportre, 1794, Louvre Müzesi

Resmin sanatçısı David, 1748 yılında Paris’te dünyaya gelmiştir. Batı sanatı tarihi onu, Neoklasik tarzın ilk temsilcilerinden biri olarak tanımlar. Neoklasik sanat, 18.yy’da Barok ve Rokoko’ya tepki olarak İtalya’da ortaya çıkmıştır. Akımın sanatçılarında Antik Yunan ve Roma stillerini uyandırma isteği ortaya çıkar. David’in sanatı da klasik antikite üzerine temellenmiştir.

Mimar ve mühendis olan amcalarının himayesinde büyür ve onların izinden gitmesi istenir. Ancak David, geleceğini resimde görerek çalışmalarını bu yönde sürdürür. Neoklasisizm akımını benimsemesinde en büyük rolü 1775’te gittiği Roma seyahati oynar. 1781 yılında Fransa’ya geri döndükten sonra 1784 tarihinde ünlü “Horas Kardeşlerin Yemini” tablosunu resmeder. Yapıldığı dönemde bu tablo sanatçıya büyük başarı ve ün getirir. Eserin yapıldığı dönemde Fransa siyasi anlamda oldukça karışık bir süreçten geçmektedir ve nitekim 1789-1799 tarihlerinde Fransız İhtilali gerçekleşir. Mutlak monarşi ortadan kalkar ve yerini cumhuriyet alır. Yani resmin yapıldığı dönemde vatan, millet, vatanseverlik ve kahramanlık gibi duyguların halk içerisinde ön planda olması resmin oldukça beğenilmesinin nedeni olarak gösterilebilir.

Resmin yapılış sürecinden bahsedecek olursak, sanatçı adeta Rokoko’ya tepki göstermektedir. Çalışmalarını gerçek modeller üzerinden sürdürebilmek adına özellikle hepsiyle stüdyoda çalışır. Figürlerin aksesuarları için ustalara özel tasarımlar yaptırır.

Yapıtın konusuna gelecek olursak,  yaşanmış bir olaydan alıntı olduğunu göreceğiz. Konu gerçek olmasına karşın sahne sanatçı tarafından yaratılmıştır. Devrim dönemi sürecinde Fransa komşu şehirler ile savaş halindedir ve savunma için üç kişinin seçilmesi gerekir.

Resimde görülen üç genç erkek figürde Roma’yı temsil etmek için hazırlanmaktadırlar. Şehirleri için babalarına yemin etmektedirler. Yani kendini bir amaç uğruna feda etme fikrine halk tarafından olumlu yaklaşılmıştır. Ciddiyet ve keskinliğin hakim olduğu erkek yüzlerine köşeli çizgiler eşlik eder.

Güçlü erkek figürlerinden sonra kadınların, erkekler daha evlerinden ayrılmadan, yas tutmaya başlar bir halde tasvir edildiği görülür. Kısacası adeta güçsüzleştirilmiş kadınlar ile karşılaşıyoruz. Erkek figürlerinin köşeli çizgilerine karşılık kadınlarda dairesel ve yumuşak çizgiler kullanılmıştır. Yani bu eserde aile ve kişisel duygular ikinci plana itilmiştir ve tamamen erkek egemenliğindeki kahramanlık duygularına yönlendirme yapılmıştır.

Resmi teknik açıdan daha detaylı değerlendirdiğimizde, arkaplanın oldukça sade bırakıldığını görürüz. Doğrusal perspektif kullanılmıştır. Figürler üç grup halinde birbirinden Antik Roma dönemi dor stili sütunlar ile ayrılan kemerlere yerleştirilmiştir. Bu perspektif seyircinin bakışlarının ortak bir noktada toplanmasını sağlamıştır. Kuşkusuz bu nokta ellerin birleşmiş olduğu babanın kılıçları kaldırdığı andır.

Roma döneminden yalnızca mimari anlamda değil kıyafetlerde de yararlanılmıştır. Bu, eski Yunan ve Roma’ya duyulan ilgiden kaynaklanıyor olabilir. Yani devrim ile birlikte eski dönemin savaşçı kişiliği hatırlatılmak istenmiştir.

Sanatçı devrim dönemindeki eserlerinden sonra Fransa hakimiyeti ile birlikte Napoleon Bonaparte’ın da birçok portresini resmeder. Ancak Napoleon’un yenilgisi ile Belçika’ya sürgün edilir ve 1825 yılında yaşamı son bulur.