Ev, bizler için konaklama ihtiyacını giderici işlevinden fazlasını ifade eder. Üzerine çok fazla düşünmediğimiz bu unsur, bizi zihnen ve bedenen rahatlığa kavuşturan bir faktör olarak hayatımızın merkezinde yer alır. Öyle ki kapıdan girdiğimiz an bir rahatlama hisseder, ceketimizi portmantoya asar ve kendimizi en yakınımızdaki koltuğa atıveririz. Vücudumuzdan yavaşça akarak evin zeminine yayılan yorgunluk ve kötü enerjinin yerini bu ortamda rahatlama alır.

İnsanı soğuktan ve doğanın kötü etkilerinden koruyan ev, her mimari yapı gibi başlangıçta bir ihtiyaçtan gelişmişti. İnsanlar dünya üzerindeki varlığını bir komün olarak sürdürmeye başladıklarında mağaraların sağlıksız koşullarından olumsuz etkilenmişler ve daha elverişli bir konaklama alanı üretmeye çalışmışlar. Bir dal kırmış, ötekiyle birleştirmişler. Soğuktan korunmak için bunun da üzerini keçeyle örtmüşler. Kerpiçtir, taştır, tuğladır derken bugün günümüzde çeşitli malzemelerden ve çeşitli plan tiplerinde inşa edilen ‘Ev’i yapmışlar.

Biraz daha özelleştirirsek; bugün bahsedeceğimiz konu malzeme temini, iklim özellikleri, coğrafi etkenler ve ihtiyaçlara göre kendi içinde farklı tipolojiler geliştiren Anadolu’daki Türk evlerinin kaynağıdır.

Türk evi nedir, nelerden oluşur, kaynağı nedir? Bu sorulara tek tek cevap verelim.

Türk evleri; kaynağını Türklerin göçebe döneminden alan, yerleşik hayata geçmeleriyle birlikte bir düzene oturttukları ve Anadolu’ya geldiklerinde burada kendilerinden önceki kültürlerle olan etkileşimlerin ardından geliştirdikleri yaşam alanlarıdır.

Kaynağını Türklerin göçebe olduğu dönemden alan demiştik. Burada asıl olarak bahsetmek istediğimiz kaynak ‘çadır’dır. Çadır, kendi içinde farklı tiplere ayrılan fakat temelinde belli bir ahşap çatkı üzerine içinde barınan kişiyi soğuk hava koşullarından ve doğanın olumsuz şartlarından koruma işlevi görmesi için kullanılan farklı malzemelerin örtülmesiyle oluşturulmuş barınma alanıdır. Türkler, erken dönemdeki varlıklarını bu çadırlar içinde sürdürmüşler.

Öncelikle çadırın, kullanım alanı ve çatkı sistemine göre farklı isimler aldığını söylememiz gerek. Üç taşıyıcı ahşap dikmenin konik bir şekilde çatılması ve üzerine keçe örtülmesiyle oluşan yapımı daha basit olan çadırlara “Alacık” , dairesel bir ahşap iskeletin kubbe biçimine benzer bir formda tasarlanarak üzerinin çeşitli malzemelerle örtülmesine “Yurt” veya “Topak Ev” , Anadolu yörüklerinin sıklıkla kullandığı, taşıyıcı sayısı 3 ile 5 arasında seyreden ve dış örtüsü genellikle kıldan dokunmuş olan çadıra ise “Karaçadır” deniyor. Biz, bu yazımızda genellikle topak evi temel alacağız. Fakat şunu da belirtmeden geçmeyelim,  bu terminolojilerin zaman zaman farklılıklar gösterdiği bazı araştırmacılar tarafından incelenmiş. Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu durumdan şöyle bahsediyor : ”Geç dönemlerde çadır tiplerinin tümüne birden ‘alaçik’ denildiği de olmuştur. Ancak alaçik ya da alacık denilen çadırlar sadece kiler gibi kullanılırdı.”

Çadır, Türklerin ilk evi olarak Türk kültüründe önemli bir değer taşır. Bu çadırlar, içlerinde yer alan ihtiyaç unsurları ile minimal olarak düzenlenmişlerdir. Minimal derken, günümüzdeki ‘minimalist’ anlayıştan bahsetmiyoruz, ihtiyaç bakımından gerek duyulmayan hiçbir şeyin kullanılmaması aslında varmak istediğimiz nokta. Bu çadırların içinde ihtiyaç dışı gereksiz hiçbir öge yer almamıştır. Ev içinde kalabalık eden malzeme ve eşyaları depolama, ‘Yapayım da, bir köşede dursun bir gün kullanırım’ mantığı nedense bizim kültürümüze sonraki dönemlerde dahil olmuş.

Türk evi, çadırlardan gelen bir özelliğe de sahiptir : Mütevazı olmak.

Mütevazi olmak mimaride nasıl işler ve nasıl belirlenir? Mütevazilik, hiçbir şeyi bezememek ya da hiç estetik algıları harekete geçirecek hamlelerde bulunmamak demek değildir. Aksine, bunları uygulamak fakat bezemeyi ‘yeterlilik’ düzeyine indirgemektir. Bu çadırlar, boyut bakımından ve içerdiği unsurlar bakımından mütevazi yapılardır. Anıtsal olsun, çok yüksek ve çok büyük olsun amacı olmamış, her zaman ‘yeteri kadarı’ kullanılmıştır bu evlerde. Bugün Anadolu coğrafyasındaki insanların mütevaziliği, yardımseverliği ve alçakgönüllülüğü aslında Türklerin ezelden beri sahip oldukları kişisel özellikler. Ve insan, bulunduğu yerde bir iz bırakmadan bir gün bile geçiremediğinden yaşamını sürdürdüğü evi de kendi kişilik özelliklerine göre şekillendirmesi kaçınılmazdır.

Türk çadırının içinde olmanın nasıl bir his olduğunu merak ediyorsanız,  Topkapı Türk Dünyası’nı ziyaret ederseniz Türk çadırının bir replikasını görebilirsiniz.