Savaş Özdural’ın tercüme kokmayan, tertemiz bir Türkçe ile dilimize çevirip dramaturjisini üstlendiği Agatha Christie’nin ünlü eseri “On Küçük Zenci”yi, Burak Karaman kusursuz bir rejiyle sahneye taşımış.

Şunu özellikle belirtmeliyim ki, Tiyatro Ak’la Kara; dekor, müzik, kostüm, fotoğraf/afiş, efekt tasarımları, son derece başarılı oyunculuk performanslarıyla Agatha Christie’ye yaraşır üst düzeyde bir yapıma imza atmış.

Baştan sona devam eden gerilim ve soluk kesen finalin ardından izleyici defalarca “bis” yaptırıyor.

“On Küçük Zenci” estetik değerleri hayli yüksek tutulmuş, şık, güzel, özen dolu, çapaksız dört dörtlük bir çalışma. Gerçek tiyatro izlemenin, neredeyse unuttuğumuz keyfini yaşatıyor, diyebilirim. “On Küçük Zenci” kesinlikle bir kez seyredilip unutulacak ya da bizi kolayca terk edecek piyeslerden değil.

Akıcı sahneleme tekniği, temposu bir an bile düşmeyen oyunculuk anlayışıyla da hiç kuşkusuz, sezonun görmeye değer, sıra dışı, iz bırakacak oyunlarından biri, hatta en başarılısı.

Kusursuz bir ekip çalışmasının, eşine az rastlanır bir uyumun varlığı daha ilk antrede  hissediliyor. Perde kapanıp salonun ışıkları yandığında “eşine az rastlanır, üst düzey kalitede bir tiyatro oyunu” seyretmenin hazzı beliriyor yüzlerde.

Her oyuncu yaşar kıldığı karakteri, belli bir duygusal özdeşleşmeyle, en sahici, en doğal haliyle sunuyor ve bir o kadar da inandırıcı. Örneğin “Uşak Thomas Rogers” rolünde Cengiz Eşiyok tüm şüphelerin odak noktası olmayı başarıyor. Mimik ve jest kullanımında sağladığı anlamsal bütünlük çok başarılı. Ilgın Angın için de geçerli bu düşüncem.

Oya İnci “Emily Brent” de incelikli oyunculuğun  en güzel örneklerinden birini veriyor. Ve sahnede yine sözünü söylüyor. Daha önce belirttiğim gibi, izleyiciyi daha ilk andan kavrayıp oyunun sonuna kadar (perde arası dahil) tesirini sürdüren, adeta mücevher gibi işlenmiş yüksek gerilim hattında, Oya İnci “Emily Brent”i tüm duygularıyla yaşar kılmakta.

“Vera Claythorne” da Pelin Turancı adeta oynamadan oynuyor ve bu rol ancak böyle oynanırdı, dedirtiyor. Eserin temasını güçlendiren yorumu ile zirvede, övgüye değer bir oyunculuk sergiliyor.

Zenci Adası’ndaki evin salonundayım.

Her cinayetin ardından kaç kişi kaldığımızı düşünüyorum.

Henry Blore katil olabilir mi? Hayır, Philip Lombard… Sakın Dr.Armstrong olmasın? Bir an General McKenzie’nin buzlu bakışlarla beni süzdüğünü ayrımsıyorum. Evet, nasıl da düşünemedim; Antony Marston. Hizmetçi Ethel Rogers da hiç tekin gelmiyor bana, bir şeyden korkuyor sanki.

Vera’nın sesiyle irkiliyorum: “Bu adada kapana kısıldık. İçimizden biri katil ve hepimizi öldürecek.”

Birden Sir Lawrence Wargrave bana doğru dönüyor. Ürperiyorum. Yoksa katil olduğumu mu, düşünüyor.

Ediz Hun, oyunun eksen karakteri “Sir Lawrence Wargrave” yorumunda, bilenmiş oyunculuğuyla sanat hayatına yeni bir boyut eklemiş. “Es”leri konuşturan, rolüne yaratıcılık, estetik, inandırıcılık katan Hun, tiyatroya hak ettiği değeri vermiş ve bu zorlu sınavdan yüz akıyla çıkmış. Tiyatro sanatında da zirveyi zorlayacağı kesin.

Yakında Ediz Hun ile “Tiyatro Oyuncusu Ediz Hun”u konuşacağız.

Aslında düşünüyorum da; Batı da pek çok örneği olduğu gibi (David Hemmings, James Steward, Alain Delon, Jean Simmons, Sır Alec Guiness, Marcello Mastroianni ) bizde de, ünlü yıldız oyuncuların pek  çoğu sahneye çıktılar. Ama tiyatro, değil gazino sahnesine.

Eduardo de Flippo Sophia Loren ve Marcello Mastroianni’ye Broadway’de sergilenmek için “Filumena Marturano”yü önerir. Mastroianni bu teklifi bir oyuncu olarak kendisini gençleştirecek bir proje olarak görür. Ancak Sophia Loren “Ama ben gencim, tiyatro yapmaya ihtiyacım yok” diyerek geri çevirir bu öneriyi.

Marcello Mastroianni “Hatırlıyorum” (*) adlı kitabında şöyle der: 

“Birçok sinema oyuncusu gibi, o da tiyatrodan korkuyordu. Catherine Deneuve’e de teklif etmiştim. Ne yazık ki sinemada doğanlar, tiyatrodan korkarlar.” 

Oysa; Ediz Hun 2019-2020 Tiyatro Sezonu’nda sahnelenen, “On Küçük Zenci” adlı oyunda rol alarak sinemada doğanların, tiyatro oyunculuğundan korkmadığını kanıtladı. Söz konusu röportajda işte bütün bunlara değineceğiz. Dediğim gibi, yakında. Çok yakında.

(*) M.Marcello.” Hatırlıyorum”. Öev.: A.Gülsoy.Can.Yay., İst.1999