Bu sabah “Nora – Bir Bebek Evi”ni anlatmaya başlamıştım ki, daha ilk cümleyi yazarken birden aklıma geldi; Aristofanes, Shakespeare, Moliere, Ibsen, Çehov ve diğerleriyle gerçekte ilk tanışmam İBBŞT’de olmuştu hep. Klasiklere yaraşan o görkemli oyunculuklar, reji, dramaturji, koreografi, müzik, dekor, sahne, kostüm, ışık, efekt tasarımları… Her defasında sahnelenen esere adeta yeni bir boyut katan üstün sanat anlayışı. O kusursuz özen.

Dahası; oyun esnasında cep telefonlarının çalmadığı, kimsenin lıkır lıkır su içmediği, gofret ya da bisküvi kemirmediği, yanındakiyle konuşmadığı, selfie çekmeye yeltenmediği, tiyatro sanatına saygılı izleyicinin hep yinelediğim, Üstün Akmen”in tanımıyla, ‘koltuk tozu’nu mutlulukla içine çekerek, piyes izlediği yıllardı. Üstelik çook eski yıllar da değil bu bahsettiğim.

Bir unutabilsem diyorum ama İstanbul Hatırası’nda sıra Toron Karacaoğlu’nun o adeta yüreğe işleyen tiradına geldiğinde, bir hanım cep telefonunu açıp, hiç utanmadan konuşabilmişti. Bir başkası fotoğraf çekmeye cüret edebilmişti, örneğin. Neyse, tragedyaların felaket habercisi olmayayım sabahın bu saatinde,  Ali Gökmen Altuğ’un başarılı rejisiyle 24 Ocak 2018’de perdesini açan , ” Nora – Bir Bebek Evi “ne döneyim.
Nora, Nils Krogstad, Dr.Rank, Christine Linde, Torvald Helmer, Anne – Marie, Helene yorumlarındaki o ustalık… Tarantella dansı. Şahane dekor ve kostümler. Tolga Çebi’nin müziği… Nereden, nasıl başlasam, gerçekten bilemiyorum. İBBŞT bir kez daha, çok önemli bir eseri yüz akıyla sahneye taşımış. Üstelik her açıdan İBBŞT ve Henrik Ibsen’e yaraşır bir düzey ve başarıyla. İBBŞT Genel Sanat Yönetneni Süha Uygur başta olmak üzere, ” Nora – Bir Bebek Evi “ eserinde emeği geçen herkesi, yürekten kutluyor ve çok teşekkür ediyorum.
Evet, nerede kalmıştık ?  Nora / Torvald, Dr.Rank / Nora, Kristine / Nills’in sosyal hayatın farklı segmentlerini simgeleyen ilişkileri… Eril egemen sistemde babası ve eşi tarafından hep ‘bebek’ yerine konulan Nora’nın isyanında…
“Demek istediğim şu: Babamın avuçlarından seninkilere düştüm. Sen her şeyi kendi zevkine göre ayarladın, ben de senin zevklerini benimsedim ya da benimsemiş gibi yaptım. Aslında bilmiyorum… Sanırım ikisinden de biraz vardı, bazen öyle bazen böyle işte. Geriye dönüp baktığımda, sanki bir dilenci gibi eline baktığımı görüyorum. Sırf sana bir takım oyunlar oynayarak yaşamışım Torvald. Ama bunu isteyen sendin. Sen ve babam, bana çok büyük haksızlık ettiniz. Bu hayatta hiçbir şey olamadıysam suç sizin..”( 1)
Herkes ciddi bir işin üstesinden gelemeyeceğini düşünür Nora’nın. Sistemin küçük, değersiz, kırılgan gördüğü genç bir kadındır, o kadar. En kutsal ve asıl görevi eşi, çocuklarına olan vazifeleridir sadece. Birey olduğu, kendine karşı da yükümlülükleri, kararları olabileceği kimsenin aklına gelmez.
  (…) Babamın evindeyken o bana her konuda fikirlerini söylerdi, ben de aynı fikirleri benimserdim. Farklı düşünmeye kalktığımda sesimi çıkarmazdım, çünkü bu onun hiç hoşuna gitmezdi. Bana oyuncak bebeğim derdi, tıpkı benim bebeklerimle oynadığım gibi benimle oynardı.(…) Ama yaşamımız asla bir evcilik oyunundan öteye gitmedi. Senin oyuncak karın oldum, tıpkı babamın oyuncak kızı olduğum gibi. Çocuklarım da sırası geldiğinde benim oyuncaklarım oldular. Gelip benimle oynadığında çok eğlenceli olduğunu düşündüm, tıpkı çocukların onlarla oynadığımda eğlenceli olduğunu düşündükleri gibi. İşte evliliğimiz buydu, Torvald.” (2)
Gerçekte muktedir, eril yetkenin en korktuğu şey Nora’nın değil, kendisinin ne olacağı kaygısıdır çünkü. Hep nasihat edilir Nora’ya; babasının kızı, eşinin karısı olması istenir. Kısıtlanır. Ev, kutsal aile, ikiyüzlü ahlak ve törel değerler, dayatılmış ideal roller… Bütün bu önerilen hayatlar gün olur gerçeklerle çarpışır. Dört bin sekiz yüz Krom bulunacaktır. Hem de şimdi, hemen. Eşi Torvald’ın hastalanması üzerine tedavisi için gerekli borç parayı, babasının imzasını taklit ederek, Nills Krogstad’dan almıştı Nora.

Mutlu olup, gurur duyacağı bir şey yapmıştı sonunda. Torvald’ın hayatını kurtarmıştı. Oysa söz dinlememiş, yerleşik kurallara karşı gelerek eşinin iznini almadan, borç para temin etmişti. Hem de dört bin sekiz yüz krom. Nasıl bir suç işlediği konusunda, en ufak bir fikri bile yoktu. İtibarını kaybetmiş Nills Krogstad’a olan borcu nedeniyle, çaresiz kalmıştı. Bu sırrın er ya da geç açığa çıkmasından korkuyordu.
” Saat beş. Gece yarısına yedi saat kaldı, sonraki gece yarısına da yirmi dört saat. O zaman Tarantella da bitmiş olacak. Yirmi dört, yedi daha. Yaşamak için otuz bir saat… ” (3)
Santaja boyun eğecek miydi, Nora ? Yoksa, kimbilir, belki de; Çekip gitme zamanı mıydı artık onun için ?
Yüzünden bir hüzün, endişe bulutu geçti belli belirsiz. Gözleri dalgındı. İliklerine işleyen bir acıydı bu. Çıkışsız kalmıştı. Kıstırılmıştı. Tıpkı Hedda Gabler gibi.
Küçük müsrif, küçük tarla kuşu, küçük sincaptı Nora. Adı yoktu. Küçük görülürdü oldum olası. Küçük ve tatlı Nora olmaktı, ona biçilen rol. Örneğin, makaron yemesi hoş karşılanmazdı kocası tarafından. Öyle ya, dişleri çürüyebilirdi. Madem küçük kanaryaydı,  ötmek için temiz bir sesi olmalıydı, öyle değil mi ? Yanlış notaya izin yoktu hayatında.
Her anlamda yardıma muhtaç olması, korunması gerekmekteydi. Çünkü kadındı, Nora. İradesi de, vicdanı da babasına ve kocasına aitti yalnızca. Daha ilk antresi, ilk repliğiyle Nora’nın kaderini belirleyen Nils Krogstad karakterinde Cengiz Z. Tangör, son derece doğal bir oyunculukla, tonlaması, jestleri, seçkin ve hünerli sahnne eylemi ve rol hakimiyetiyle yeni bir başarıya daha imza atıyor. İbsen’in eserini en ince nüanslarına varıncaya kadar iyi anladığını görsel olarak izleyiciye yansıtıyor. Beden dili, tepkileri, ani öfke patlamaları, hatta kısa es’leriyle belleklerde uzun yıllar kalacak bir kişiliğe imza atıyor.
Yeşim Koçak her sahnede, özellikle Tantella dansında, doğru duygu aktarımında, bütün rollerinde olduğu gibi yine çok başarılı. Ve hep zirvede. Üstün Akmen’in ifadesiyle ;” Oyunculukta var olan temel elementleri ve prensipleri fevkalade akıcı ve doğal olarak kullanıyor.”
Mert Tanık ‘ Torvald Helmer’, Berna Adıgüzel ‘ Christine Linde’, Hakan Arlı ‘ Dr. Rank’, Nurdan Gür ‘ Anne – Marie’ ve Canan Kübra Birinci ‘ Helene’ olarak, canlandırdıkları karakterlere tüm duyguları, düşünceleri ayrıntılarıyla, derinliğine adeta bir kuyumcu titizliğiyle işleyerek son derece inandırıcı bir yorumla sahneye taşıyorlar. Her oyuncu bir başka resitale imza atarken, tam tadında, kusursuz birer İbsen kahramanına ruh üflüyor.
Ali Gökmen Altuğ’un mükemmel rejisine ve etkili tiyatro diline, yaşar kıldıkları kimliklerle özdeşleşmiş yedi oyuncuya uyum sağlayan, her detayıyla ince bir zevki yansıtan sahne, müzik, kostüm, görsel, ışık  tasarım ve uygulamaları da, üzerinde önemle durulması gereken bu büyük başarıya eşlik etmekte.
Kısaca; yüksek estetik düzeyi, bildirisi, sahne plastiği, şiirsel anlatımı, doğal oyunculuklarıyla bir ustalık gösterisine dönüşmüş, ” Nora – Bir Bebek Evi”ni izlemek başlı başına bir keyif ve mutluluktur, diyebilirim.
(1) Ibsen H.”Bir Bebek Evi- Nora”Cev.; j.Karabekir/ F.Eralp.Agora Kit.,2012
(2, 3 ) a.g.e
Fotoğraflar : Ahmet Çelikbaş/ Nesrin Kadıoğlu