Hiçbir zaman okulumun eğitimimi engellemesine izin vermedim.

Mark Twain

Aamir Khan üzerinden etkili bir eğitim aracı olan sinema üzerine konuşalım diyorum bu yazımda.

Öncelikle öğretmen olmamın da etkisi ile rahatlıkla söyleyebilirim ki bir konuyu anlatmanın çok zengin yolları var ve en etkili yolu, bir başka deyişle en akılda kalan yolu görsel açıdan en çok hitap eden yol oluyor genellikle. Sinema da bunun için en elverişli sanat dallarından biri şüphesiz. Nitekim içinde resimden edebiyata, tiyatrodan tarihe, mimariden dansa kadar birçok sanat dalı yer alıyor. Ülke olarak da tembel insanlar ordusu olduğumuz ve hap bilgiyle yetinmeye çalıştığımız için sinemanın işlevi ve önemi artıyor. Malum koskoca ülke tarihimizi iki saatlik filmlerle öğrenip üstelik onun daha çok kurgu kısmına tutulup caka atmayı seven bir toplumuz. Konumuz Türk toplumu değil elbette. Bu tez konusu çünkü 🙂

Gelelim konumuza. Sinema, anlaşılması zor konuların somutlaştırılması anlamında büyük önem arz ediyor. Aslında sinema direkt ya da dolaylı olarak eğitimle iç içedir. Bu yönden de Aamir Khan filmleri, konumuz için biçilmiş kaftan oluyor.

Aamir Khan’ın hemen her filminin bir fikri sunduğunu bilsem de bu yazımda “3 Idiots (3 Aptal)” filmi ekseninde sinemanın eğitici rolüne değineceğim.

“3 Idiots” filminin yönetmen koltuğunda Rajkumar Hirani oturmaktadır. Filmin başrollerinde ise Aamir Khan, Kareena Kapoor, Sharman Joshi, Madhavan, Boman Irani yer almaktadır.

2009 yılında çekilen Hint yapımı bu film Hindistan’da çekilen filmler arasında gişe rekoru kırmayı başarmıştır. Bunun yanında yurt dışında hasılat rekoru kıran önemli Bollywood yapımıdır.

Film, Türk eğitim sisteminden de yabancı olmadığımız Hindistan’daki mevcut yarışa dayalı eğitim sisteminin eleştirisi üzerine kurulu bir senaryoya dayanmaktadır. Hindistan’ın en iyi mühendislik okulunu kazanan ancak buradan da mezun olmak için ciddi psikolojik ve fiziksel efor harcayan öğrencilerin hikayesini anlatıyor. Bu sistemi değiştirmek isteyen ( daha doğrusu öncelikli amacı bu değil, çünkü bilginin peşinden koşan, sorgulayan bir öğrenci profili var karşımızda) bir öğrencinin iki yakın arkadaşı ile maceraları filmin ana hikayesini oluşturuyor. Film sayesinde bireylerin kendilerine sunulan “yaşam”ın anlamı sorgulanıyor. Şüphesiz tek sorgulanan bu değil. Ezberci eğitim, geleceği kendi ellerinde olmayan bireylerin içine düştüğü kaos, öğretmenlerin “eğitmen” kimliğini yanlış yorumlayıp öğrencilerine karşı yanlış tavır sergileyerek onların ifade gücünü baltalayan ve “tek tip düşünme modeline” zorlayan anlayış trajikomik bir şekilde gözler önüne seriliyor.

Ve akla bir kez daha sorgulamamız gereken soruları getiriyor: “Yaparak yaşayarak ve isteyerek öğrenmek mümkün müdür? Böyle bir ortamı sağlamak mümkün müdür?”

Bu sorular özellikle ülke eğitim sistemimiz için de önem arz etmektedir.

Filmden bir kareyle bir soruna işaret etmek istiyorum. Soru sormak için özgüven isteyen bir eğitim sistemine sahibiz. Öğretmenlerimize fazlasıyla soru sorduğumuz takdirde de “onlara işlerini öğretmek”le suçlanıyoruz.

Peki her durumda kendimizi bu denli çarpıcı bir örnekle kanıtlamak zorunda mıyız? Karşımızdaki bireyin yaş grubunu önemsemeden, ona birey muamelesi yapmayı neden çok görüyoruz? Neden her şeyin en iyisini biz biliyoruz(!)

Eğitim dünyası bireylerin kendini kanıtlamak zorunda olmadığı aksine kendini her durumda rahatlıkla ifade edebileceği yerler olmalıdır.

Okulda öğretmeni tarafından, evde anne ve babası tarafından bastırılan bireyler, toplumun gönüllü köleleri olmak durumuna alıştırılmaktadır. Haksızlığa karşı çıkamayan, haklarını arayamayan bireyler toplumun mekanizması için tehlikesiz gibi dursa da değişim ve gelişim için en büyük tehlike konumundadır.

Bir başka konuda sığındığımız kelimeler. “Basit” ve “anlaşılır” olmaktansa daha terimsel kelimeler kullanıp bilgimizi ortaya dökmek gibi bir alışkanlığımız var maalesef. Öğretimin temellerinden biri açık ve net olarak bilgiyi öğrencinin yaş grubuna göre aktarmaktır. Bunun için de kitabi ve ezber bilgilere ihtiyacımız yok. Bunu yine filmden bir kareyle örneklendirmek istiyorum.

Aslında yine otorite mekanizması ile karşı karşıya kaldığımız bir anın örneklemesi bu sadece. Aamir Khan’a (filmdeki adı ile Ranço) hocası dışarıya çıkmasını söylediğinde Aamir Khan’ın suratına bir şaşkınlık yerleşir. Herkesin rahatlıkla fark edebileceği bir şaşkınlık. Çünkü o saygısızlık yapmamakta, özgün karakteri ile düşüncelerini ortaya koymaktadır.

Filmin bu karesi bile başlı başına “kendimiz”den olmayana tahammül edememe durumumuzun örneğidir.

Değinmek istediğim son konu ise “benlik” kavramı. Bütün anne babaların ortak paydada yaptığı bir yanlış aslında bu. Çocuklarına bir proje gözüyle bakarak kendi yapmak istediklerini çocuklarına yaptırma arzusuna yenilmeleri çocuklar ile aileleri arasına görünmez bir duvar örülmesine neden oluyor. Üstelik bu durumu aileler, çocuklarının iyiliği için olduğunu savunuyorlar. Şüphesiz öyle! Hangi anne baba, çocuğunun kötü olmasını ister? Ancak burada göz ardı edilen şey çocukların istekleri oluyor. Toplumsal beklentiye göre çocuklarımıza biçtiğimiz meslek grupları çocuklarımızı bir ömür mutsuz edebilir. Bunun yanında çocuk böyle bir dayatmaya karşı çıkmadığında o mesleğe dolayısıyla insanlara faydası da tartışılır bir noktada oluyor.

Üzerinde durulması gereken şüphesiz birçok unsur var. Bunların psikolojik analizleri ise uzmanlık gerektiriyor ve doğal olarak beni aşıyor 🙂

Ben sadece bir filmin temas ettiği doğru noktalarla eğitim, birey, benlik kavramlarını anlatmak istedim dilim döndüğünce.

3 Idiots filmini izlemediyseniz buluşmak için doğru zamanları yaşıyoruz.

Eğitim bizler için “yük” değil, “güç” olmalıdır. Bilginin gücü ışığınız olsun.

Edebiyat öğretmeni olmanın yanında çocukluk hayalinin peşinden emin adımlarla ilerliyor. Kendi platformunu oluşturarak dostlarını bir araya topladı. Dostlarıyla sanatın her alanında üretim yapıyor ve inatla yapmaya devam edecek. Saplantılı edebiyat takipçisi. Kimi zaman Kafka’nın böceğinin peşinde, kimi zaman Slyvia Plath’in kafasını soktuğu fırının içinde. Kimi zaman Dostoyevski’nin yarattığı ‘Öteki’ ile ilgileniyor. Ama en çok da bir ‘şair’in dizelerinin misafiri.