Şüphesiz ki birçoğumuz “Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak.” sözüyle tanıdık onu ya da bir pop art ikonu haline gelmiş “Marilyns” adlı eseriyle… Warhol, yaşamını eleştirilerin tuzağında sürdürürken hayat derslerini de bizim için bugünlere bırakmıştı sanki. Hayranlarını hâlâ hayatının içine, hatta merkezine almayı başarabilen sayılı sanatçılardan biridir o. Warhol; cinsel seçimleri, hastalıkları, hataları ve bu dünya için çok çiğ kalan felsefesinin yanında, her fırsatta dini bütün bir kişi olduğunu söylemeden geçmiyordu. Bizlere, din ile felsefenin asla kesişmeyen bir noktada nasıl havada asılı durabileceğini öğretmiş; sanatın tuval üzerinde sınırlı kalamayacak kadar sonsuz olduğunu ve en büyük sanatın ticaret olduğunu kabul ettirmiş; başarının bize doğru koşmak için yanı başımızda en doğru zamanı bekliyor olduğunu anlatmıştı. Gerek eserleriyle, gerekse felsefesiyle…

Marilyns, 1962

6 Ağustos 1928 yılında ABD’de dünyaya gelen Warhol, 9 yaşında St. Vitus adı verilen bir sinir hastalığına yakalanarak eğitim hayatına annesinin yardımıyla evde devam etmek zorunda kalmıştı. Sonraki yıllarda annesi, sanatçının ilk fırça darbelerine karışacak ve unutulmaz eserlerinden birinin başrolü olacaktı. Derslerinin yanında sanatla da haşır neşir olan sanatçı 1949’da Pittsburgh’daki Carnegie Mellon Üniversitesinde sanat eğitimi almaya hak kazandı.

Truman Capote, 1954

1950 yılında New York’tan aldığı bir iş teklifiyle şehir değiştirerek Glamour dergisinde illüstratör olarak çalışmaya başladı. İlk solo sergisini 1952’de New York Hugo Galerisi’nde açtı. Ve burada Truman Capote’un hikayelerini resimlendirmek için illüstrasyon çalışmaları yaptı. Warhol 1953-1955 yılları arasında, bir yandan tiyatro topluluğuna sahne tasarımları yapmaya başlarken bir yandan da ilk kitaplarını yazmıştı. Kitapları tempolu bir şekilde editörlerin elinden basıma sunulmaya hazırlanıyordu.

1956 yılında eserleri New York Modern Sanat Müzesinde sergilenen sanatçı, Miller Ayakkabıları için yaptığı reklamla “35 Yıllık Sanat Yönetmenleri Kulübü Büyük Ödülü”nü kazandı.

Campbell’s Soup Cans, 1962

1962 yılına damga vuran “Campbell’s Soup Cans” adlı eserini yapması için Warhol’a ilham kaynağı olan şey aslında bir çorba markasıydı. Reklamcılığı sanata çeviren sanatçı, bu eseriyle “Yeni Gerçekçilik” isimli pop-art sergisine katılmaya hak kazandı.

Flowers, 1963

1963 yılında “Flowers” isimli resim serilerine başlayan sanatçı “Fabrika” adını verdiği stüdyosunda 1500’ü aşkın eser yaptı ve çok sayıda film çekti. Bu filmlerden en sevilenleri “Sleep” ve “Empire” oldu. Süreleri 2 ve 1,5 saat arasında değişen bu iki film, sabit bir yere konulan kameranın, olayları objektif bir şekilde seyirciye aktarmasından ibaretti.

Empire, 1963

Sleep, 1963

Elvis I – II, 1963

1964 yılında “Red Elvis”, “Blue Marilyn” ve “Elizabeth Taylor” gibi eserlerinde ise ünlü isimlerin fotoğraflarını edinip sanatına bu şekilde devam eden sanatçı, serigrafi tekniğini o dönemde başarıyla kullanmıştı.

1965 ve 1972 yılları arasında sanat hayatına ara veren sanatçı, bu süreçte “Velvet Underground” grubunun prodüktörlüğünü yaptı. 1966 yılında, grubun albüm gösterisinde, o dönemde benzeri görülmemiş bir sistem hazırladı ve seyircileri kendisine bir kez daha hayran bıraktı. “Velvet Underground” sanatçıya, ilham kaynağı olmakta birlikte sanat hayatının devam etmesine de öncülük etti.

Warhol, 3 Haziran 1968’de Valerie Solaris tarafından suikast girişimine uğradı. Radikal bir feminist olan Solaris tutuklanırken, Warhol geçirdiği ameliyatların ardından 2 ay yatağa bağlı kaldı. Sanatçı için bu elbette sanattan ayrı kalmak demek değildi. Aksine daha fazla düşünüyor, felsefesine katacak daha fazla şey buluyordu. Bu olaydan kısa bir süre sonra “I Shot Andy Warhol” filmi çekildi.

Mick Jagger, 1975

Sanatçı 70’li yıllara gelindiğinde durağan bir hayat peşinde koşturuyor ve Mick Jagger, Michael Jackson gibi ünlü isimlerin portrelerini yapıyordu. Ayrıca sanat tarihinde iz bırakmış eserlere, gelişmekte olan teknolojinin de yardımlarıyla, kendi yorumunu katıyordu.

Botticelli’s Venus, 1984

Bu süreç içerisinde ona en iyi ilaç Fabrika’sıydı. Son nefesine kadar yaratmaya devam eden sanatçı, 22 Şubat 1987’de New York’ta hayatını kaybetti. 

Warhol’un ölümünün ardından bazı düşünürler, onun, sanatın sonunu getirdiğini iddia etmişlerdi. Tabii ki yeni eserler yaratılacaktı fakat sanat artık bir adım daha öteye gidemeyecekti. Tıkanıp kalmıştı ve bir sonraki keşfe kapılarını kapatmıştı. Bu durum; bazı sanatseverler, sanatçılar ve düşünürler tarafından doğru bulunsa da, bu fikre hâlâ katılmayan birçok insan vardır. Siz bu görüşe ne kadar katılıyorsunuz bilemem. Ama yine de sanat tarihini, bulunduğu kısır döngünün içinden çekip kurtaran kişinin Andy Warhol olduğunu düşündüğümü itiraf etmeliyim. Warhol kurtardı, hem de nasıl kurtardı…